
Otobüste, metrobüste veya metroda beraber yolculuk ederken bakıştığınız, hoşlandığınız fakat konuşma cesareti veya fırsatı bulamadığınız kişileri bu sitede bulabilir ve mesajlaşabilirsiniz diolar. Bariz iyi fikir.
Labels:
MM
0
comments
Olmadan dalinda curuyenler burda toplaniyor
3 Mayıs 2009

1 Mayıs 2009
Evsahibine baktigimizda son 4 ayda 19 mactan 17 galibiyet cikardiklarini goruyoruz. Gecen hafta zorlu Sevilla macindanda galibiyetle ayrildilar ve derbi oncesi iyiden iyiye moral depolamis durumdalar. Hernekadar eksikler kervanina Sneijder ve hayvanoglu hayvan Pepe'nin disinda Guti'de katilsada, Getafe macinda sakatlanan Robben ve Heinze ise kadroya dahil edildi. Madrid'de one cikan oyuncular olarak Raul ve Robben goze batiyor. Birde tabi tabiri caizse isteyince kaleye duvar oren istikrar abidesi Casillas var. Gecen mac Sevilla filelerine uc gol yollayan kaptan Raul hala takimin bel kemigi ve en buyuk atesleyicisi durumunda. Robben'de sakatligi sorun cikarmazsa sag kanatta hiziyla ve delismenligiyle yine cok bas agritacak. Bu macta ayrica Diarra'dan buyuk isler bekliyorum, takimin Barca'nin pas trafigiyle basa cikabilmesi icin canina disine takmasi lazim fransiz kardesimizin. Madrid'in zayif halkasi ise Gago, yapacak bisey yok seni sevmedim, sevemiyorum sutoglan, duz adamin tekisin.
Katalanlar'da ise durum biraz daha karisik, Chelsea karsisinda istedikleri galibiyeti alamayan Barcelona'li futbolcularin hem akillari hem vucutlari rakiplerinkinden daha yorgun olacaktir. Mukemmel gecirdikleri bir sezonda uc kulvarda da cuvallama riski oyuncular ustundeki baskiyi iyice arttirmis durumda. Takimda eksik olarak Milito'nun yanina haftaici Chelsea macinda dizi donup sezonu kapatan Marquez'de katildi. Takimin yuku karsisinda iki sol bek olmasina ragmen yine Messi'de olacak. Gerekirse uclemek lazim o kanadi yoksa Messi-Alves ikilisi acimaz koridor yaparlar. Henry'in ilk onbirde baslamayacagi soyleniyor. Onun yerine acikta Iniesta, icte de Keita oynayacak. Eto'o tam bi black mamba zaten, prangada vursan, sirtinada sarilsan yine gol atiyor. Barcelona'da zayif halka ise bilin bakalim kim? Tabii ki Victor Valdes. Hayir hicbirseye degil kendisine verilen sans Altug Yurtbasi'na verilseydi, o simdiye efsane kaleci, gonullerin bastaci olmustu, ona yanarim.
30 Nisan 2009
Suphesiz yesil sahalarin sanssiz ilahlarindan biri de Ronaldo'dur. Futbol hayati boyunca ne sakatliklar ne skandallar hic yakasini birakmadi. Cruzeiro'da basladigi futbol hayatina sirasiyla PSV, Barcelona, Inter, R. Madrid ve Milan'da devam etmis son durak Milan'da yasadigi sakatlikla futbol kariyeri bitme noktasina gelmisti. Yasinin kemale ermeye basladigi, yine, yeni, yeniden sakatliktan cikmaya basladigi bir donemde tekrar sahalara donmek istediginde kendisine burun kiviran cok oldu. Kilolu dediler, kronik sakat dediler, artik isi bitmis dediler. Yine de kendi memleketinden Corinthians ona kucak acti. Acti acali Ronaldo oynadigi 9 macta 8 gol atarak nasil bir golcu, nasil bir futbolcu oldugunu herkese birkez daha gosterdi. Asagida videosunu koydugum Paulista Eyalet Sampiyonasi'nin ilk ayaginda Santos'u deplasmanda yikan adam oldu. Kilolu mu evet kilolu, her an sakatlanabilir mi evet sakatlanabilir, kondisyon desen ztn yerlerde ama gel gor ki su attigi gollerin guzelligine bak arkadas. Elbet eski Ronaldo degil, bu dakikadan sonra o gunlere donmekte artik cok zor ama eski Ronaldo gibi adamda pek az var zaten futbol tarihinde.29 Nisan 2009
Fenerbahçe’nin önce kulüp olarak kendi reflekslerinden uzaklaşması, spor branşlarında da aynı tarzın kabul göreceğinin göstergesiydi aslında. Fenerbahçe’yi ayrı bir kimlik olarak kabul ettiren karakter “isyan”dır. Kuruluşundan bu yana “tahakküme” isyan etmiştir Fenerbahçeliler… Savaşta işgalcilere, ihtilallerde darbecileri, spor sahalarında şaibecilere karşıydılar. Ama süreç Fenerbahçe’nin kendi içinde yaşattığı bu geni yok eder hale geldi., Ne oldu? Kulübe dikta geldi. Son Divan Kurulu toplantısında, kendilerini rakipsiz ve seçeneksiz görenlerin ne kadar güçlü olduğu ortaya çıktı. Kulübün akil kesimi, en az 25 yıllık üyelerinin bulunduğu mecliste alkış sesleri ile, yanlışların onaylanmasını izledik. 100 milyon doların boşa harcanması, kafaya gore teknik adamlarla alınan sonuçlar kimsenin umurunda olmadı. Ordakilerin bir bölümü mayıs’ta yapılacak seçime rakipsiz girmeyi neredeyse garantileyen Aziz Yıldırım’a kendilerini sevdirmeye çalıştılar. Bu ortamın son üç senede nelere mal olduğu ortada. Sahipsizlik veya suskunluk, peşinde daha beterini de getirecektir. Eleştirmek, Aziz Yıldırım’a karşı olmak değil, Fenerbahçeliliğin gereğidir. Ama öylesine tepkiler geliştirdiler ki, ağzınızı açsanız, kulüp düşmanı ilan edildiniz. Yeni yapılan tüzüğe konulan maddeler de, sizi ihraç sehpasına kadar taşıyacak yetenekte. “Adaylığı düşünüyorum” diyen Şadan Kalkavan orada yok. Madem kolları sıvayacaksın, kongre öncesindeki bu toplantıda eteğindeki taşları dökeceksin. Sen yapmak istemiyorsan, ekibini bu işle görevlendireceksin. Yanlışlar tartışmaya açılmadığı sürece Aziz Yıldırım’da herkesi kendisinin doğru yaptığına inandığını zanneder. Ama kulübe bile gelmedi Kalkavan… Kongre günü eğer kürseye çıkarsa, ne diyecek merak ediyorum? Takımın durumu ortada. Aragones hafta hafta bitirdi oyuncularını. Hem fizik, hem de moral olarak. Sakatlıkların ardı arkası kesilmiyor. “Disiplinli” denilen hocayı oyundan çıkarken alkışlayanlar, formasını fırlatanlar, bir tarafını dönüp gidenler gırla… Yardımcıları İspanyol gazetelerine “futbolcular dediklerimizi yapmıyorlar” diyerek başarısızlığı açıklamaya çalışıyor. Başkan görevde kalmak için, internet sitesinden “devam etmeli” diye beyanlar düzenletiyor. Kafasına gore hocası için de, “Aragones kalmalı” şeklinde bir açıklama furyasını beklemeye başladık. Hatta, “Aslında Guiza iyi futbolcu” diye de açıklamalar yaptırtabilir adamlarına. Fenerbahçe Kulübü bu son üç senedeki kadar hiç bu kadar sahipsiz, denetimsiz, başı boş kalmamıştı. Aziz Başkan, bu “tek reislik” apoletiyle, yine eski yönetim tarzını, “yaptım oldu” mantığını sürdürür, tribünleri bölmeye devam eder, sesini yükseltenleri kulüpten atıp, ağzını açanlara hakaretlerle yanıt vermeye devam ederse, sezon sonuna kadar “Dede’ni de al, git” diyenler çoğalacaktır. Üstelik bunu söyleyenler kulüpten veya kendisinden beklentiler taşıyanlar değil, tribünden takımlarını yaşayanlar olacak. Bir başkan için daha kötüsü zaten olamaz…27 Nisan 2009

Bu guzel isten sorumlu olanlar kimdir die baktigimizda karsimiza Risto Mejid produktorlugunde, aranjmanlarda The Pinker Tones grubu ve vokalde de Virginia Maestro'dan olusan Labuat isimli muzikal bir proje cikiyor. Sahsen Labuat ismini cok dusunmuslermi pek merak ediyorum. Neyse boyle deneysel isler yapalim, muzik akimlarini birbirine karistirip cilgin atalim niyetinde toplanan grubumuz albumlerindeki 10 sarkida brit poptan, reggae'den tut jazz'a, soul'a kadar genis bir yelpazeden esinlenmisler. Farkli olucam derken osuruk cikan bir cok turevlerinin aksine baya da guzel sarkilara imza atmislar. Tabi grupla ilgili bir diger guzellikte suphesiz Virginia hanim. Ne diyelim Allah sahibine bagislasin.
26 Nisan 2009
