Olmadan dalinda curuyenler burda toplaniyor

16 Haziran 2009

Servet giderken


Galatasaray Servet Çetin'i 8 milyon € gibi yüksek bir ücrete O. Marseille klübüne sattı. Geldiği günden beri takım tutmadığını, en büyük hayalinin Avrupa'da oynamak olduğunu belirten Servet sonunda hayallerine erişti.

Geldiği gün yaptığım yorumu hatırlıyorum bu herifler çok salak bu herifin bu takımda ne işi var demiştim. Geçen sezon (2007-08) başlangıcında da bu düşüncemi yanlış çıkarmayacak tek maçını çıkardı (4. hafta Vestel Manisaspor- Galatasaray) ve 2 puan kaybetmemizde başrol oynadı. Ondan sonra ne mi oldu? Servet tüm taraftarların gözünde inanılmaz hızlı bir yükselişe geçti. Oynadığı futbol, gösterdiği özveri, bitmeyen hırsı ve tükenmeyen enerjisiyle taraftarı büyülemeye başladı. Tükürdüğümü yalamaktan hiç hoşlanmayan ben Servet konusunda bu işlemi büyük bir zevkle yaptım. Gözümdeki değeri kat be kat arttı. Beyaz formamın arkasına tereddütsüz 76 Servet yazdırdım, arasıra neden böyle yaptım diye düşünsem de hakketti be Son sezon fazla oynayamadı sakatlıklarından dolayı zaten defansta Servet'in ve bence Emre Güngör'ün eksikliğini fazlasıyla hissettik. Defansta Ayıboğan Türkü Baba olsaydı bu kadar saçma sapan gol yermezdik herhalde..

Hayallerinin peşinden gidip bu gerçekleştiren Türkü Baba yolun açık olsun!!!

Son olarak Ali Sami Yen tribünlerinden topla çalımlarla(!) ileri çıkan Servet için geliyor: "Servet... Servet.... Servet... Servet..." Özleyecem lan böyle bağırmayı, artık Şampiyonlar Ligi'nde seni görüp evde bağıracaz artık ...

8 Milyon € sağlam para bu arada...
4 comments

Kodo-man

Sevgili denkmi okurlari bu yazimda sizlerle Pardaillan'la yasadigimiz buyulu bir gecenin detaylarini paylasmak istiyorum. Buyulu muzik yolculugumuz Pardi'yle Taksim'de bulusmamizla basladi. Bilen bilir sevgili Pardi'ye ait yillardir bilisim sektorunde kendine hakli bir isim yapan GE Bilisim'in merkezi Taksim civarindadir. Mutfaktan yetisen bir patron olan Pardi'yi kah Istiklal'de bir dondurmayi yalarken, kah Starbucks'ta double espressosunu yudumlarken, buyuk bir ihtimallede Lipsos'ta rakisina buz koyarken gorebilirsiniz. Sans bu ya ben kendisini tramvay raylarinda buldum. Birbirini cok iyi taniyan her dost gibi kisa ama yasanmislik kokan bir selamlasmadan sonra Pardi'nin BMW'sine atlayip Nisantasi yollarina dustuk.

Arabamizi Itu'nun kampusune birakirken Itu'nun rektoruyle karsilasinca ister istemez ayakustu bir sohbete koyulduk. Rektoru arkamizda birakirken ayaklarimiz bizi farkinda olmadan Reasurans pasajina dogru suruklemeye baslamisti bile. Gonullerden Dilek Manti geciyordu ama sanssizlik bu ki her semt yerin 3 kat altinda mantici acmaya musait degildi iste. :( Pardi"nin Assk mi, Kirinti mi yoksa Midpoint mi sorusuna ne zamandir ugrayamadigim icin Midpoint cevabini vererek konser oncesi wine&dine mekanimizi da secmis olduk. Midpoint deyim yerindeyse am kayniyordu. Havadaki buram buram am kokusu, leziz yemek kokularina karisiyor, bense bu muazzam birlesimi bozmamak icin ne sigara yakmaya ne de osurmaya kiyamiyordum. Pardi kendine somonlu fettucini soylerken bende kendime rokforlu bonfile soyledim. Is enfes yemeklerimize eslik etmesi icin sarap secmeye gelince iki eski degustatorun tatli atismalari, garsonu hayretler icersinde birakti. Ne kendimizi nede garsonu daha fazla yormamak adina Kayra'nin vintage serisinden bir sise cabernet sauvignon soyledik.

Yemekler gelene kadar 3 sigara icip 32 kere osurdum. Yemegimize meze yaptigimiz keyifli sohbetimiz esnasinda yan masadan gelen "pardon atesiniz var mi" sorusunu cevaplamak icin kafamizi cevirince o zamana kadar nasil olupta farketmedigimize sastigimiz erik gibi iki tane hanimefendiyle burun buruna geldik. Hemen kivrak zekami kullanarak soruyu "atesim yok ama sendeki ates gibi ami sondurecek buz gibi yarraam var" diye cevaplayinca ne oldugunu anlayamadan bu iki hanimefendiyle koyu bir sohbete koyulmustuk bile. Sarabimiz kadehlere yenik dustukce isimleri Itir ile Kitir olan bagyanlarda bizim kiskirtici cazibemize dayanamayip yavas yavas soyunmaya basladilar. Iclerini iyice ates basan ikili, sadece ayaklarindaki coraplarla kalmislardi ki bir anda biraz daha oyalanirsak konsere gec kalacagimizi farkettik. Bu arada bende kisisel olarak saatimin tam olarak 29 dakika geri oldugunu farkettim ve boylece niye her yere gec kaldigim sorusunun cevabini da bulmus oldum. Itir ve Kitir'la daha sonra bulusup sohbetimize kaldigimiz yerden kutur kutur devam etmek icin aceleyle telefon numaralarimizi degis tokus ettik. Ben adettendir diye Spartacus'un numarisini verdim. Sans bu ya masadan kalkarken devredaslarimizdan Duba hanimla karsilastik. Lakabinin hakkini veren Duba'yi ve kendisinden daha da duba olan arkadasini (samandira) gormezden gelerek mekandan ayrildik. Daha yuruyeli 30 saniye bile olmamisti ama sevgili Pardi Itir'a 30'a yakin mesaj yollamisti bile. Morallerimiz tam, keyiflerimiz full bir sekilde konser alanina dogru ucar bir sekilde gittik. Bu arada soran herkese Cemal Resit Rey dememe ragmen konserin Acikhava'da olmasi geceyi renklendiren detaylardan sadece bir tanesiydi.

Sevgili Pardi, hayrani oldugu davul toplulugu Kodo icin 3 ay oncesinden davullarin ustunde iki yer ayirtmisti. Sakinilan goze cop batar misali yerlerimize gecene kadar Pardi benim sayabildigim kadariyla en az 7 kere dusme tehlikesi atlatti. Sag salim davullara yerlestigimizde ise konser oncesi iki muzik sever olarak bu davullara kac kisi sigar diye kendi aramizda tartismaya baslamistik bile. Bir yandan tartisip, bir yandanda bizden de arkada olan protokolde tanidik kimler var diye bakinirken, yanimiza eski dost Sakir geldi. Hangi Sakir diye sordugunuzu duyar gibiyim. Pardicigim bu soruya kendi kendine Haci Sakir diye cevap versede, dirsek dirsege oturdugumuz kisi Sakir Eczacibasi'ydi. Bize pek yuz vermeyince, aklimdan suratina osurmak, sandalyesine su sisesi koymak gibi bilumum aktivite gecsede her hareketimize acikhavadaki herkesin sahit olacagi gercegi beni biraz olsun frenledi. Ilk davul ritimleri kulaklarimizdan kalbimize ulasana kadar pismaniye goruntusunu bozmayan Sakir'in, artan tempoyla beraber tam bir halay canavarina donmesiyle ne kadar sasirdigimi tahmin edebilirsiniz herhalde. Muzigin temposuna kendimizi kaptirmis sekilde bir saga bir sola giderken, Sakir'in ikinci yari yorulup bastonuna dayanarak uyuyacagini bilemezdik tabi. Bilseydik hic girismezdik cunku hep soylerim oynamaya dayanamayan halaya kalkmasin kardesim.

Neyse konserle ve Kodo grubuyla ilgili haddim olmadigi icin pek fazla sey soylemek istemiyorum ama Pardi'nin konser sonundaki "vay anasinin amina koyim" tepkisi, gosterinin guzelligi hakkinda eminim size bir fikir vericektir. Konser bitiminde arkamizdaki 300.000 kisinin cuk kadar cikistan cikmasini beklerken, Sakir amca "seni cok sevdim evlat, benimle Hindistan'dan ipek getirmek istersen bir alo de yeter" diye bana kartini verdi. Bende kendisine karsilik olarak kart vermek istedim ama maalesef kartim olmadigi icin ancak pasomu verebildim. Icindede en az 12 tl vardi, hadi yine iyisin balli Sakir.

Efendim? Ne dediniz, gecenin sonrasi mi?
Onu da artik Itir ile Kitir'a sorarsiniz ;P
2 comments

13 Haziran 2009

Elbet Bir Gun

Beklenen oldu ve Mehmet Topuz yilligi 2.3 milyon euroya 3 sene icin Fenerbahce'ye imza atti. Son sozu, soylemesi gereken adam, Aziz Yildirim bizzat Kayseri'ye gidip soyledi ve artik kangren noktasina gelen bu transfere noktayi koydu. Gitti, aldi, getirdi o kadar.

Bu saatten sonra Topuz bu kadar tantanaya, o kadar paraya deger mi die tartismak anlamsiz. Onumuzde cikarilmasi gereken cok daha onemli dersler var cunku. Ilk olarak Topuz gibi sark kurnazlarina ders olsun; once Fener beni alsin diye geceyarilari telefon actirip sonra 50 milyon dolar verseler gitmem die aciklamalar yapan adam iste bugun kopek gibi imzayi atar. Ikincisi Demiroren gibi adam yoklugunda baskan secilip kendini bi bok sananlar, bundan sonra Fenerbahce'yle, baskaniyla inatlasmadan once kendi acizliklerinin, ezikliklerinin farkina varicak, haddini bilerek konusacak. Sinan Engin gibi kasarlar ona buna senin arkanda Besiktas camiasi var die gaz vermeden once karsilarindaki camianin buyuklugu karsisinda susmasini ogrenecek. Tabi bunlar bu kadar yuzsuzun oldugu yerde hemen olmayacak, ne bugun, ne de yarin ama elbet bir gun, iste o gun herkes Fenerbahce buyuklugunu anlayacak.

7 comments

12 Haziran 2009

Ronaldo's Easiest Score Ever


1 comments

Sakat

0 comments

11 Haziran 2009

Real coştu bir kere...


Man Utd. sitesinden açıklamış Real Madrid'in 80 milyon £ lik teklifini kabul ettiğini. Bu yaklaşık 93 milyon € ediyor. İnternet ortamında gezen Los Galacticos 2 'yi kurmaya adım adım yaklaşıyor Real Madrid. Bana göre en büyük 2 tanesini halletti , bundan sonrakilerde işi kolay. Los Galacticos kadrosu Aceto'nun verdiği şekliyle şöyle: "Kalede Casillas, defans dörtlüsü Sergio Ramos, Pepe, Albiol, Marcelo, önlerinde Xabi Alonso, sağda Ribery, solda David Silva, forvette Cristiano Ronaldo, David Villa arkalarında Kaka." Bu kadro başarılı olur mu? Bence zor çünkü asıl soru kim defans yapıcak? Ayrıca inanılmaz bir hücum gücüne sahip olacağı kesin ama peki ya aralarındaki uyum nasıl olacak? Seneye göreceğiz galiba bunu büyük ihtimalle, Ronaldo da bitti sayılır artık. David Villa'nın da eli kulağındadır takımdaşı Silva'yla..

Sahi ne bok yemeye çalışıyorsun sayın Perez? Millet topuz topuz diye tuttururken yaptığın transferlere bak olmuyor.

Ayrıca bir oyuncu 93 milyon € eder mi lan hiç? İnsaf be..
4 comments

Nezleli

0 comments

Sven?


Söylentilere göre Trabzon'da ilginç işler oluyor. Artık karadeniz nasıl dalga yaptıysa ibreler bir haftada Samet Aybaba'dan Sven Goran Eriksson'a dönmüş. Bu arada adı geçmişken kariyerine bir başarı daha ekleyip takımın başına gelemeden kovulan Aybaba'ya da tebriklerimizi iletelim. Güncele geri dönersek nasıl, ne şekil olur bilemiyorum ama Eriksson'u başa getirirse Sadri Şener giderayak büyük işe imza atmış olacak. Yardımcısı olarakta Tugay düşünülüyormuş, artık ne alakaysa. Buarada Eriksson aga'nın kariyeri nasıl bir teknik adam olduğunun teminatı gibi gözükmesine rağmen İngiltere Milli Takımı'ndan sonra bi türlü kendini toparlayamadığıda bir gerçek. Yaşta zaten kemale ermek üzere. Yine de Trabzon gibi başarıya aç bir klübe, Erik gibi başarıya doymuş adamın aşısı tutarmı bekleyip, görmek lazım. En azından şu Trabzon'un futbol barzoluğunu biraz törpülese o bile başarıdır bana göre.
0 comments

10 Haziran 2009

Aşk böcüğü

Ulan Pato, ulan Pato sen ne çakal adamsın, sen. Webcamde sikini başını açmayı biliyosun ama manitanın yanında da hemen maymuna dönmüşün bakiyorum. Gerçi hanımkızımızda erik gibiymiş, takdir etmedim değil. Onu bırak Pirlo abin'le Ancelotti babanın yeni ocağına, Chelsea'ye gidiyormuşunuz die duyumlar alıyorum. Nedir Maldini bıraktı die Berlusconi klübümü kapatıyor?
0 comments

8 Haziran 2009

Muhteşem Spor Basını


Muhteşem bir haber Fenerbahçe'de Benzema sesleri başlığına aldanmamak gerekiyor. Çünkü dünyada bir tane Karim yok.. Haber Fenerbahçe'nin Karim Matmour diye bir futbolcuyla ilgilendiğiyle ilgili. Haberi hazırlayan Karim ismini duyunca baya gaza gelmiş galiba..
0 comments

Hido & Kobe


1 comments