Olmadan dalinda curuyenler burda toplaniyor

pardaillan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pardaillan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2009

Don baba donelim



Yil 2006, Sporx
- Hangi takımı tutuyorsunuz?
Galatasaraylıyım.
- Peki FB TV'de çalışır mısınız?
Fenerbahçe TV'den bir teklif daha önce gelmişti. Ben de "Herkes benim Galatasaraylı olduğumu biliyor. Benim ne işim var Fenerbahçe TV'de" dedim. Biraz zor.

Yil 2008, Yeni Safak
- Hangi takımı tutuyorsunuz?
Eskiden Galatasaray`ı tutuyordum ama artık takım tutmuyorum.
- Neden?
Çünkü profesyonelliğimin önüne geçip, mesleğime zarar veriyordu. Televizyonda haber sunan spikerleri izlediğinizde çoğunun hangi takımı tuttuğunu anlıyorsunuz. Bence bu çok doğru olmuyor.

Yil 2009, Vatan
- Galatasaraylı Arda “Beni hiçbir para Fenerbahçeli yapamaz” dedi. Siz bu sözler hakkında ne düşünüyorsunuz? Takım fanatikliği nasıl bir şey sizce?
Vallahi kimse büyük konuşmasın, çünkü herkes bir gün Fenerbahçeli oluyor.
-Vay vay vay vay harbi Fenerli'yiz anlaşılan.
Herkes gibi.
0 comments

18 Eylül 2009

Galatasaray'ın KÖTÜ Oyunu(!)


Yok ben bunu anlamıyorum, Galatasaray kötü oynuyor deniyor her tarafta.. Ben mi çok taraflı bakıyorum anlamıyorum ama Galatasaray'ın dünkü oynanan maçtaki görüntüsü için kimse bana kötü diyemez.


Galatasaray maça gene 5. dakikada bulduğu golle başladı. Goldeki defans hatası büyük ama şunu gözden kaçırmamak lazım: Baros topu daha iyi kesebilseydi Kewell arkada boştu ya da top direk Elano'ya gelecekti. Yaniher türlü tehlikeli bir ataktı Galatasaray adına. Bu golden sonra Galatasaray biraz geri çekildi. Pas yaparak rakibin golden sonra üstüne gelme gazını almak için. Ve bunu başardı da. Yapılan paslarla, sahayı parsellemekle Pao'ya boş bir alan bırakmadılar. İstedikleri zaman tempoyu attırdılar istedikleri zaman düşürdüler. Kendini sıkmadan oynadı Galatasaray.. Bu arada pozisyonda buldu çok güzel bir paslaşmayla(Milan Baros'un abuk subuk vurduğu karşı karşıya pozisyonu. Kaçan pozisyonlar hep Galatasaray'ındı. Pao'nun tek tehlikeli atağı olarak Leo Franco'nun topu topuğuyla önüne aldığı pozisyonu gösterebilirim sadece ki zaten cümleden ne kadar tehlikeli olduğu anlaşılıyor atağın..

İkinci yarı başladığında muhteşem bir gol buldu Galatasaray. Mehmet Topal topu kaptı ve Elano'ya verdi Elano süper bir pasla Milan Baros'a attı topu, Baros muhteşem biri çıkışıyla kaleciyle karşı karşıya kaldı ve onu geçip boş kaleye attı topu. Tam 2 pasta gole gitti Galatasaray, Avrupa'nın devlerinin gerektiğinde yaptığı gibi...

2. golden sonra Pao'nun ilk tehlikeli atağı geldi ve top az farkla dışarı çıktı. Ve o atağın dönüşünde bana göre gecenin tek şanslı golü geldi Elano'nun frikiğiyle. bu dakikadan sonra Galatasaray kötü oynamaya başladı çünkü oyun disiplini kaybetti. Pao atakları da bu dakikadan sonra başladı genelde Sabri'nin olduğu kanattan geldiler. Yediğimiz gol oyun disiplinini ne kadar kaybettiğimizin bir göstergesi zaten. 2 defansın ortasına atılan top, Uğur'un ve Hakan Balta'nın ofsayt diye durup zaman kaybetmeleri golü getirdi Pao'ya. Bu golden sonra gene oyun disiplinini sağladılar bizimkiler ve verdikleri tek pozisyon bir kafa vuruşuydu sadece. Pas yaparak rakibi oyaladılar, gerektiğinde ileri çıktılar. Gene pozisyona girdiler (Gene Baros'un 4 tane defans oyuncusunu peşine takarak ceza sahasına girince çektiği şut).


Görüntü itibariyle ağır bir tempoyla oynuyor gözüktüğünden kötü oynadı sanılıyor aslında Galatasaray. Halbuki istediğinde pozisyona giren, tempoyu kendi keyfine göre ayarlayan taraftı Galatasaray. Salı günkü Beşiktaş - Manchester maçındaki Manchester'dan ne farkı vardı Galatasaray'ın? Erken gelen golün etkisiyle seplasmanda rakibin oynatmayıp isteyince pozisyon bulup gol attı bu takım. Kötü değillerdi sadece temposuz gözüktü maç. Maçın hiçbir dakikasında takımdan şüphe duymadım bu maçı aldık dedim hep geçen senelerde 2-0 önde bile olsak diken üstünde maçı izlememe rağmen çok rahattım ben.


Ama hala Galatasaray ciddi bir rakiple karşılaşmadı denir, denecek.. Kardeşim gelene 3 gidene 3 ... ELbette bir gün yenilecek bu takım ve yenileceği maçın abuk subuk bir maç olacağını düşünüyorum (misal pazartesi günkü Kasımpaşa maçı).. O zaman ahahaha tekerleri patladı , buraya kadarmış işte hani Frank Rijkaard, Elano, Keita, Baros, Arda denecek, densin ben bu takıma sonuna kadar güveniyorum...

Ezeli rakibimizin maçına gelince en güzel analiz sabah kendisi de fanatik Fenerbahçeli olan Nihat Sırdar'ın programında geldi: "Fenerbahçeyi Avrupa Ligi'ne koymuşlar, Ahhh Turkcell Süper Lig demiş.." Başka birşey demeye gerek yok..

Unutmadan sahanın durmadan yağan yağmurdan çok ağır olduğunu biliyor muydunuz? Temponun düşük olmasının bir nedeni sanki birazda bu olabilir gibi di mi?
0 comments

15 Eylül 2009

Fluarlı sapıtmış



Bugün Fotomaçta çıkan yazısını okuyunca bu herifin artık iyice kafayı yediğini anladım.

İlk iki cümlesi şöyle olan bir yazı yazmış.. Komik... Denizli kat be kat üstün Rijkaard'dan vay be...


* G.Saray oynadığı 5 maçın 5'ini de kaybedebilir, bugün Sivas'ın durumunda olabilirdi. Derbide de Beşiktaş oynadı, G.Saray kazandı
* İki teknik direktörü kefeye koyduğun zaman mukayese edilmeyecek derecede Denizli üstün. Ama Rijkaard'a övgüler diziliyor
2 comments

13 Eylül 2009

Metin Oktay



Bugün belki de tüm takım taraftarlarının sevdiği sayılı adamlardan birinin ölüm yıldönümü...

TAÇSIZ KRAL METİN OKTAY
TEK AŞKIYDI GALATASARAY
SENİN GİBİ CİMBOMLUYU
UNUTUR MU BU TARAFTAR??

"Bizi sevenleri üzmeyelim baba" cümlesini başka kim söyleyebilirdi ki zaten....
0 comments

31 Ağustos 2009

Caner Erkin


Uzun zamandır beri yazılan çilen transfer gerçekleşti Caner Erkin Galatasaray... Volkan Yaman'dan çok daha iyi bir sol bekimiz oldu hayırlı olsun..



Bu resimde inanılmaz Serkan Kurtuluş'a benziyor...
1 comments

27 Ağustos 2009

Arda Turan




Kaptan... Bu sene beklenenden de iyi bir performans ortaya koyuyor Arda. Kaptalığın, Rijkaard'ın ve taktiğin hepsinin birleşimi Arda'ya çok yaradı. Ama konu şimdi bu değil, buraya tıklayarak Arda'nın bir hastaya yaptığı ziyareti izleyin. Hastanın gözünden akana yaşlar, mutluluğu gözlerinden okunuyor, Arda'da bu ziyareti yaptığından mutlu.. Sorumluluğunun bilincinde, taraftarın gözünde git gide efsaneleşiyor..

Dünde böbrek hastaları için bir etkinliğe katılmış, bunları reklam için değil içinden geldiğinden yaptığına eminim.. Nasıl mı? Gözlerinin içine bakın yeter. Bu insanları mutlu ettiği için onun nasıl mutlu olduğunu görüyorusunuz zaten kolayca...

Helal Olsun sana KAPTAN!!!!
1 comments

Rijkaard yazmayı bilememek...


Basınımız abuk subuk bir haller içinde. Bu link herhangi bir siteden değil Hürriyet'in internet sayfasından alıntı. Rijkaard yazmak ne kadarda zormuş ya.

Rijkaard yazma denemelerinde yazılanlar:

-Rijkaard
-Reijkat
-Reijkard
-Reijkart
-Reijkad

Gerizekalılar...
2 comments

18 Ağustos 2009

Balkan Yolculuğu notları



Kendimize geldikten sonra bir yolculuk notları yapayım dedim. Atladığım varsa Mirko veya Stenko ekler....

Sofia:
- Dakika 1 duştaki aksiyonu dinleme,Tito, 4 kız, bardaki melek ve bizi VIPye sokan yaratık kız

Belgrad:
-Cennet, hamam böceği, Ada is the world, Marco, Rob, nehir kenarındaki gece klüpleri ve muhteşem Sırp kızları

Budva:
- Lili & urbus, Saki& çimento (hala kimin düşürdüğünü anlamamış :) ), Alman kızlar, Marko-Stenko-Sunny üçlüsü olmak, üstteki resimdekilerle tanışma( en soldaki Budva Mehmet olarak kayıtlara geçen dalyarak ), Dragana ile saçma oyun(kızın kendi dilinde ilk sorusu sizinki kaç cmken, mirkonun ilk sorusunun son derece masume olarak gerçek sarışın mısın? olması), sahilde şezlongtan düşmem ( öyle böyle değil) ve Stenkonun düşmesi, parasailingi Serdar Ortaç eşliğiyle yapmak,Maltez gecesi Sırp müzikleriyle çoşmak, How old are you?, Miracle & telli baba

Dubrovnik:
- Disneyland gibi, pahalı, Lokanderia Peskatorija ve tencereleri, muhteşem servis, Mia Culpa, .Irish Pub, Mamut Elly ve Dublinli Beren Saat, Buza 1, Buza 2, İtalyanlar, Fiona-arkadaşı ve Kosovalı çocuk, Troubadur, skandal Hustler partisi, Fuegodaki Türkler, Jasmin ve NO!, Stenkonun Alexandria ile dansı, Maja ve slip donlu kocası

Mostar:
- Miran, köprü, nehir, savaş,....

Mostar-Saraybosna treni: Mirko'nun kendini kaybetmesi (bulucaz o kızı meraklanma)

Saraybosna:
- Yağmur, Başçarşı, şehitlik, savaş, gittiğimiz gün ortalığın kız kaynaması

Zagreb:
- Pungerai, tokalanıp tokatlamaktan hoşlanan metalci ve ekibi, bisikletli abazalar ve Barbecu party you know cümlesi :), Belacic meydanı, hemşire, Janus, Macao, 2 şişe Maxim, abla-kardeş ve KBD...

Ljubljana:
- 3 saatlik şehir, yorgunluktan geberme, gece dışarı çıkamama, sıkıntılı yer, tatilin bitişi ve Stenko'yla ayrılık..

Bir de benim manyet almam durmadan ve kronik pişik olma durumum...

Ama herşeyiyle mükemmel bir tatildi...
7 comments

29 Temmuz 2009

Bir türbülent vardı noldu ona?



Sivasspor'dan nefret edenlerin nedenlerinin başında geliyor bu herif. Her kazandığı maçtan sonra takımdan çok kendini ön plana çıkaran açıklamaları var ve kendini iyice bir bok sanmaya başlamıştı.

Sene başında entresan bir transfer politikası izledi, bence takımın en iyilerinden Bilica(Fenere yakışmayacak bir oyuncudur onu belirteyim),Thum, Diallo ve Türk vatandaşı olmaya hak kazanmış Balili'yi yolladı yerine aldıklarını gördük bu akşam. Sivas Türkiye'deki gibi döve döve oynamadığı zaman bu farkı her maç yiyebilecek bir takım ama bugün ektradan döküldüler. Bülent Uygun geçen sene Fenerbahçe'yi yendikten sonra kullandıklarını açıkladıkları türbülent olayını bu maçta neden kullanamadı onu merak ediyorum. Bozulmuş mu program? Virüs mü girmiş?

Bülent Uygun'a kapak olsun bu sonuç ama sözünün eriymiş. "5 yeriz 7 yeriz 6 yemeyiz. 7 yeriz 9 yeriz 8 yemeyiz." demişti geçen sene boş boğazlıyla (sözdeki mantıksızlık zatne apayrı ulan 7 yemek 6 yemekten daha kötü gerizekalı ha fener zamanında 7 yedi diye yeriz dediyse o ayrı(bkz: Sigma olamuç-fb, 7 kişiyle 7-0lık Galatasaray- Fenerbahçe maçı, bunları belirtiyorum çünkü birileri çıkıp "hehehe 6 yemez tabii" diyebilir)). 5 yediniz (Allahtan Anderlecht taşağa vurdu 2. yarı), sıra geldi 7 yemeye o da yakındır zaten. Sivas bu sene ilk 5'e zor girer şimdiden söyleyeyim.
1 comments

24 Temmuz 2009

Tobol maçının ardından



Arda'nın sahaya kaptan olarak çıktığı ilk resmi maçıydı, bu yüzden çok heyecanlıydı. Tribünler Arda'ya takımı tribüne getirmesini isteyince seromonide rakip kaptanla el sıkışıp flama değiştirmeyi unuttu heyecandan. Kolay değil 22 yaşında kaptan olmak 10 numaralı formayı taşımak. Alttaki resimden hazırlanmış bir pankartla iyice onere edildi Arda... Ve o da bu onura layık olacağının sinyallerini verdi ilk defa oynamaya başladığı mevkii de. 30uncu dakikadan sonra sazı adeta eline aldı. Tüm ataklar ondan başladı, yeri geldi şutunu çekti yeri geldi herkesi çalımlayıp gollük paslar verdi. Arda bu sene çok daha iyi olacak. Çok daha büyük bir futbolcu olarak karşımıza çıkacak gibi duruyor.



Maçın geneli sıkıcıydı denebilir. Galatasaray yeni bir sistem, yeni bir anlayışla oynamaya çalışıyor: 4-3-3 ve durmadan ayağa pas.

Sabri bu sistemin altına mayını döşeyen adamdı dün. Sistemin değiştiğini hala anlamamış olacak kendisi yarı sahadan ceza sahasına top şişirmeye devam ediyor hala. Ayrıca bu adamda bir anti-yabancı düşüncesi var galiba. Şayet önünde yabancı biri oynuyorsa ona pas atmamak için elinden gelini yapıyor, eğer önünde yerli bir oyuncu varsa ona direk olarak pas atıyor. Entresan bir durum bu, Ribery varken de yapıyordu bunu. Dün önünde Yaser , Serdar oynarken onlara doluyken bile pasını verdi , paslaşmaya gitti ama Linderoth oyuna girdiğinde ise bomboşken bile Linderoth'a pas atmayı son tercih olarak gördü ve ileri şişirmeye başladı topu. Bu adamın bir an önce bu takımdan uzaklaştırılması lazım.

Milan Baros geçen sezon attığı kadar atacağının sinyallerini verdi dün bence.. Ve Linderoth geri geldi , yeni bir transfer gibi sevinmeliyiz bu işe. Arda'ya verdiği gollük pas ne kadar etkili düşündüğünün göstergesi bence. Bu sene inşallah Linderoth'u izlemeye doyarız.

Yaser Yıldız'ın en büyük ve belki de tek özelliği inanılmaz bir sıçrama yeteneğine sahip olması. Bu sayede neredeyse her kafa topunu kendisinden 10 cm uzun oyunculara karşı aldı. Ama bu yetmiyor bu takımda kalmak için bu yüzden Yaser büyük ihtimalle gönderilecek oyunculardan biri olacaktır.

Serdar Eylik ilk resmi maçına çıktı dün Ali Sami Yen'de ve sakatlanana kadar herkesi kendine hayran bıraktı. Büyük konuşmak istemiyorum ama konuşacağım: Fiziken gelişmiş bir Emre Çolak'la birlikte 2 sene içinde Galatasaray'ın ilk 11'de oynamaya başlayacak bu çocuk. Sabri'nin orta yapmayı 90 doğumlu bu kardeşinden öğrenmesi lazım. Top ayağına geldiğinde kafasını kaldırıp içeriye bakıp ortayı kesmesi, kestiği ortanın genelde yerine gitmesi ve istediğinde çalımla karşısındaki adamı geçmesi çok büyük artılar.

Galatasaray'ın teknik ekibine değinmek istemiyorum çünkü apayrı bir klasmandalar onlar ve hala inanamıyorum o teknik ekibin bu takımın başında olduğundan.



Ve son olarak Oz büyücüsü Harry Kewell. Bu adam inanılmaz mütevazi, alçak gönüllü. Bu takıma, taraftara, klübe o kadar alıştı ki yedek olarak ısınmaya çıktığında taraftar onu çağırınca tribünlere koşuşundaki istek, taraftara duyduğu özlem göze çarpıyordu hemen. Büyük oyuncu 2. yarı oyuna girince tam hazır olmadığı fark edildi ama etkisini yine gösterdi. Onu bu takımda görmek apayrı bir olay, inanılmaz bir hayrınlık duyuyorum bu adama. Harry Harry Kewell!! Harry Harry KEWELL!!!
0 comments

11 Temmuz 2009

Yeni bir yıldız doğuyor: Emre Çolak



Bugüne kadar olan maçlar belki kolay rakiplerleydi o yüzden herkes bir temkinli yaklaşıyordu Emre Çolak'ın potansiyeline (Gerçi WAC maçında aldığı topların hepsini nasıl kullandığını şu linkten izleyince rakip kolayda olsa Emre Çolak'ın topları etkili ve olumlu kullandığı su götürmez bir gerçek olarak gözümüze çarpıyor). Ama onu PAF takımdan bilenler ondaki saf yeteneği, beceriyi çok iyi biliyordu. O yüzden A takımla kampa gittiğini duyunca benim gibi adını daha önce duyanlar geliyor bu çocuk sonunda demiştir içinden şu anda sadece başlangıcını izlediğimiz olacakları çoktan görmüş bir şekilde.

Bugünkü Leverkusen maçında tam kadro sahaya çıkan rakibi karşısında Alpaslan Erdem'le birlikte takımın en iyisiydi. Gerektiğinde 2-3 kişiyi geçti, gerektiğinde hemen pasını verdi. Leverkusenli oyuncular çoğu zaman Emre'yi durdurmak için faul yaptılar, bu yüzden maçın en fazla fal yapılan oyuncuydu galiba... Maç şu anda 1-0 Leverkusen'in üstünlüğüyle geçse de daha önce dediğim gibi çıkana Emre maçın en etkili oyuncusuydu Alpaslan Erdem'le birlikte (Alpaslan Erdem hakkında ufak bir not Volkan Yaman'ın bu takımda yedek bile olsa yeri olmadığını Volkan'ın bile anladığını sanıyorum bu maç)

Helal olsun çocuk sana.. Böyle devam et.. Türk futboluna yeni gencecik bir yıldız kazanıyor galiba.. Emre Çolak gümbür gümbür geliyor. Bu ismi bir kenara not edin şimdiden.
0 comments

7 Temmuz 2009

09-10 Turkcell Süper Lig Fikstürü


Çok entresan bir fikstür oldu bu. Her takım Trabzon-Fenerbahçe ve Sivas maçlarını üst üste oynayacak.

En avantajlı 2 takım Sivas ve Fenerbahçe. Sivas'ın avantajı oynayacağı takımların hepsinin kendisinden önce Trabzon ve Fenerbahçe'yle oynayacak olması, böylece mental olarak çok yorgun gelicekler Sivas karşısına, bunun tek kötülüğü bu 2 hafta puan kaybeden takımlar Sivas maçlarına deliler gibi asılacak olması.

En büyük fikstür avantajı ise Fenerbahçe'de: 21.haftadan sonra deplasmana sadece Ankara'ya gidecekler Sarı-Lacivertliler, başka hiçbir şehre gitmiyorlar.

Galatasaray'ın fikstür avantajı diye bir durumdan bahsedersek bu da son 6 haftada Beşiktaş-Fenerbahçe-Sivas-Trabzon 4lüsünden hiçbiriyle oynamayacak olması (buna Kayseri'yi de katabiliriz), bunun negatif durumu ise kümeden düşmemek için canını dişine takarak oynayacak takımlarla karşılaşılacak olmasıdır.

İlk derbi 5. haftada Ali Sami Yen'de Galatasaray-Beşiktaş maçı olacak, 10. haftada ise Fenerbahçe-Galatasaray derbisi var. Unutmadan Beşiktaş-Fenerbahçe ise 14. haftada. 3. büyükler entresan bir şekilde hepsi her 17. haftalık periodda mutlaka bir derbiyi kendi evinde oynuyor, geçmiş senelerdeki gibi 2 derbiyi de kendi sahasında ya da deplasmanda oynayan bir takım yok.


Tüm fikstür burada
.
2 comments

6 Temmuz 2009

Aly Faryd Camilo Mondragon



Dünkü hazırlık maçına gelmiş Mondragon eski takım arkadaşlarıyla konuşmak, hasret gidermek için. Bu adam Galatasaray'a gelmiş en hırslı en düzgün kalecilerden biriydi. Bazı maçlarda aşırı saçma hatalar yapıp sıçtığı oluyordu bazı maçlarda ise yemiyordu, gol atılamıyordu Mondragon'a. Maç boyunca konuştuğu Leo Franco'ya Galatasaray'dan, geldiği klübün büyüklüğünden bahsetmiştir herhalde Mondi..

Ama onu bize en iyi aşağıdaki resimler anlatır:



Atılan gollerden sonra Mondi kadar içten sevinen bir insan görmedim ben. Onda gördüğüm bu mutluluk,sevinçten sonra gollerden sonra diğer kalecilerin ne yaptıkları daha çok ilgimi çeker oldu. Maçın önemine bakmaksızın atılan her golden sonra deliler gibi sevinen Mondragon gibisi yok daha gözüme çarpan. Önemli maçlarda herkes sevinir ama işte bu adamınki ayrıydı. Bu yüzden her ne kadar 6 Kasım'da kalede olsa da herkesin kalbinde ayrı bir yere sahip oldu. O duyulan sevgi çok büyüktü ama onunda Galatasaray'a, taraftarlara, klübe olan sevgisi çok büyüktü. Nereden mi bu kadar eminim, cevap basit:16 şampiyonlukta o 16 dakika bekleyişte Mondragon'un gözünden düşen yaşlardan...


"Sana ağlayan kimdi. Seni kim candan sevdi. Gözyaşlarım anlatır."



Yollarımız daha sonra tekrar kesişir belki de.. Keşke...
5 comments

Roger Federer is the Greatest...



Gene bir zafer gene Federer'in gözyaşları.. Wimbledon'u 6.kere kazandıktan sonra Nadal'a geçen sene kaptırdığı 1.lik koltuğuna tekrar kuruldu ve erkeklerde en fazla Grand Slam kazanma rekorunu ele geçirdi. Kadınlarda bu rekor yanlış bilmiyorsam 23 Grand Slam ile Steffi Graf'a ait. Bayanlar ve erkekler arasında dağlar kadar fark olsa da 27 yaşındaki Federer belki bu rekoru da kırabilir. Yapar çünkü bu manyak..

Tam 4,5 saat süren bir maç olmuş bu Wimbledon finali, oturup izleyemediğim için üzülüyorum efsane bir maç kaçırmış oldum. Federer maç boyunca sadece 1 kez set kırabildi o da maçı aldığı son oyunda gerçekleşti ama bir insan 4,5 saat boyunca terlemez mi ya? Rakibi Andy Roddick'e bakıyorsun terden sırıl sıklam olmuş, buna bakıyorsun adam sanki 5 dakikadır tenis oynuyor bunun sırrı nedir merak ediyorum.

Maç boyunca 50 tane ace atma hayvanlığını da gösterdi kendisi.. Elli tane Ace nedir kardeşim nasıl becerdin bunu anlamıyorum..

Maçın cümlesi Federer karşısında dün efsane bir oyun çıkaran Roddick'ten geldi: "Sorry Pete I tried to hold him off" Denedi ama başaramadı, kolay değil çünkü bu İsviçreli'nin yenilmesi.

Amatör ruhunla, düzgün karakterinle muhteşem insan Roger Federer büyüksün hem de en büyük!!

ALLES ROGER!!!
0 comments

2 Temmuz 2009

At kuyruklu adam



Entresan bir adam Haldun Üstünel.. Yönetime girdiğinde eski açıkta içimzden biri Üstünel pankartları açılınca uyuz olmuştum liseden mezun biri olarak ultraslan ayar veriyor bize diye.. Dedesi ve babası bizim lisedenmiş bunu öğrenmiştim, bizim kadar olmasa da liseye değer verdiğini anladım bu olaydan.

Sonra Adnan Polat döneminde iyice etkisini göstermeye başladı bu adam entresan bir şekilde.. En olmadık transferleri yapmaya başladı, basının hele hele günde 10 tane adamı 3 büyüklere getiren fotomaç-fanatik ve bombacı fotosporun bile adını akıllarına getiremedikleri adamları aldı Galatasaray'a.

Meira, De Sanctis, Harry Kewell ve Milan Baros transferinde başrol hep ondaydı. Kimin aklına gelirdi ki onları alacağı, bu transferleri ilk kez hep resmi siteden öğrendik büyük bir şokla (Kewell transferini bana telefonla haber veren Can kardeşime teşekkür ederim tekrar). Bonservissiz Harry Kewell Galatasaray'a mı gelecekti? Hadi canım sende diyip kimse inanmazdı bu işe ama geldi işte Harry Cool giydi formayı hepimizin gönlünü fethetti hem de senelik 2 milyon € civarı bir paraya. Ha keza Milan Baros içinde aynısı geçerli, tamam sönük 2 sezon geçirmiş olabilirdi ama o 2004te Avrupa Kupası'nda altın ayakkabıyı kazanmış daha 27 yaşındaki ne olursa olsun büyük oyuncu Milan Baros'tu. Onu Guiza'nın 14 milyon€ ettiği bir piyasada 4,5-5,5 milyon € ya aldı getirdi Galatasaray'a. O da kendine gelip gol kralı oldu bu sene, her ne kadar 2. yarıda takımla birlikte sönük kalsa da, gerçi takımı sırtlayan goller genelde ondan geldi ya neyse.

Bu sene sezon bitmeden Atletico Madrid'e büyük umutlarla gelen Coupet'yi kesen Leo Franco'yu bitirdi bonservissiz bir şekilde. Ne kadar iyi göreceğiz onu... Sonra bir anda Gökhan Zan'ı aldı takıma gene bonservissiz bir şekilde. Her ne kadar hakkında olumsuz şey söylenirse söylensin milli takımın 2. stoperini aldı Ankarasporlu Enis'in 4-5 milyon € ettiği bir transfer piyasasında, büyük başarıydı bence bu. Son Avrupa Şampiyonası kadrosuna baktığımızda 4 stoperin 4'üde Galatasaray'da şimdi: Servet, Gökhan Zan, Emre Aşık ve Emre Güngör.

Sıra yabancı transferine gelmişti ve etrafta Babel sesleri vardı, biraz gerçekci olursak çok zordu bu transfer 23 yaşındaki Babel gelmezdi herhalde bu takıma. Govou diye yazmaya başladı etrafta, 29 yaşındaki Govou'yu transfer etmek iyi iş olurdu ama o gene klasik sağ gösterip sol vurmayı tercih etti ve Galatasaray'a Kader Keita'yı kazandırdı. Büyük iş başardı gibi duruyor gene kimsenin ruhu duymadı bu transferi her zamanki gibi. Resmi siteden öğrendi tüm gazeteler, taraftarlar... Mehmet Topuz'un 9,5 milyon€+oyuncu, İsmail Köybaşı'nın 6,5 milyon€+2 oyuncu ettiği bu skandal transfer piyasasında 7 milyon€'ya gene son 2 sezonu biraz sönük geçen 27 yaşındaki Kader Keita'yı almak büyük başarıdır.

Artık şunu anladım iyice, konu Galatasaray'ın transferleri olunca Haldun Üstünel varken hiçbir gazeteyi takip etmeyeceksin arkadaş, resmi site en sağlıklısı.

Önceleri hiç sevmiyordum bu adamı, şimdi garip bir şekilde hayranlık besliyorum bu adama, ne kadar hakkında başkana küfür etti dense de (bunun böyle olmadığını Kenan Abi anlatmıştı bana, avukat yanımdaydı o akşam) kötülenmeye çalışılsa da büyük iş başarıyor bu adam büyük özveriyle.. Adnan Polat'tan daha çok ön planı çıktı bu 2 senedir, kolay iş değil yaptığı..

Helal lan sana Atkuyruklu Haldun, böyle devam et yeter..
1 comments

Kader Keita Galatasaray'da



Değişik bir transfer politikası var son zamanlarda Galatasaray'ın. Kimse kimi alacağını tahmin edemiyor, gazetede çıkan isimler kesinlikle alınmıyor: Babel, Owen, Govou derken Kader Keita'yı aldık ve bu haberi ilk resmi siteden öğrendik son zamanlarda olduğu gibi. İlk resmi siteden öğrenme olayına tek ters transfer Leo Franco'nunki oldu onu da belirteyim.

27 yaşında Fildişili oyuncu sağ kanatta oynuyor daha çok ve durdurulması güç bir hıza sahip kendisi, Lyon'da 2 sezonda 52 maçta 5 gol atmış. Attığı gol sayısı az ama videoyu izleyince atmaktan daha çok attırdığını görüyoruz zaten.

Bu transferden sonra inanılmaz bir hücum gücüne sahip oldu Galatasaray. 4-3-3 oynayacağını varsayarsak sağ kanatta Keita Sol kanatta Kewell ilerde Baros 3lüsü ileri üçlüyü oluşturucak artık. Kewell'in sakat olduğu durumlarda Arda'yı buraya çekebilir Rijkaard. Yani Arda Iniesta görevi görecek artık Galatasaray'da. Baros'un yerine formda bir Nonda, Özgürcan, Yaser ve Erhan Şentürk'ten biri gelebilir. Keita'nın rotasyonunda gene Yaser, Erhan Şentürk ve Aydın kullanılabilir. Hatta ve hatta Serdar Eylik'te bu tercihlerden biri olabilir.

Ortasahadaki diğer 3lü Arda-Mehmet Topal ve büyük ihtimalle Linderoth olacak. Linderoth yerine Ayhan-Barış ve beklenmeyecek bir şekilde Emre Çolak oynayabilir. Mehmet Güven bence artık bu kadroda Emre Çolak'tan sonra gelmelidir.

Defanstaki 4lü de sağ bek transferine gerek yok bence Serkan Kurtuluş ve Uğur Uçar bu mevkiiyi çok rahat götürürler. Sol bek olarak Hakan Balta zaten var, olmadığı zamanlarda Volkan'dan önce ilk tercih bence Alparslan Erdem olmalı. Defansın ortası Servet'in gitmemesinden sorna en fazla bolluğun yaşanacağı yer oldu. Servet'in kesin olarak oynayacağı yanına ise Gökhan Zan-Emre Güngör-Emre Aşık-Semih Kaya ve Murat Akça 5lisinden biri gelecek. Bu büyük ihtimalle Gökhan Zan olacak ama Emre Güngör'ü tercih ederim, hatta oynatırsa Rijkaard Semih Kaya'yı.

Sabri'yi ise kapalının ortasında 3lü çektirmek için kullabiliriz, daha yararlı olur.

İnanılmaz bir kadro genişliği var Galatasaray'da, bence transfere de gerek yoktu.. Sarı-kırmızı güzel günler bekliyor bizi...

Neyse Kader Keita'yı daha yakından tanıyalım biraz:
5 comments

1 Temmuz 2009

Fed-Ex



Roger Federer, dünya üstündeki bence gelmiş geçmiş en büyük tenisçi.. Bunu duramdan karşılaştığı Pete Sampras'ta kabul ediyor zaten.. Geçen sene onun için pek güzel geçmemişti, Nadal'ın senesiydi ve Federer'in Nadal'a karşı şansı hiç tutmamıştı. Bu seneye kötü başlasa da Madrid açıkta finalde Nadal'a karşı kazanıp elde ettiği şampiyonluktan beri kendine geldiği göze çapıyor. Nadal'ın elenmesinin de biraz payı olduğu hayatındaki ilk Roland Garros zaferini kazanıp Pete Sampras'ın elinde olan erkeklerde en çok Grand Slam kazanma rekorunu egale etti. Bugün Wimbledon'da çeyrek finalde Karloviç'i yenerek kendisine ait Grand Slamlarda üst üste yarı finale çıkma rekorunu 21 yaparak geliştirdi. Bir aksilik olmazsa bu turnuvayı kazanıp Pete Sampras'la paylaştığı rekoru kendi eline alıcak bir hafta içinde..

Spor tarihindeki en düzgün adamlardan biridir ayrıca bu adam, bu kadar şampiyonluk kazandıktan sonra ne bir şımarması ne bir kendini üstün görmesi olmuştur, hep mütevazi, hem heyecanlı hem bir amatör ruha sahip bir şekilde bu sporunu yapıyor. Her kazandığı finalden sonra ağlaması da bu amatör ruhu, içindeki heyecanı gösteriyor bize, şurası kesin ki kazandığı finalden sonra ağlamadığında o zaman ruhundan birşeyler kaybetmeye başlamış demektir, işte o zaman Federer efsanesinin son demlerini görüyoruz demektir bize. Belki de bu amatör ruh sayesinde bu kadar çok seviliyor bu adam.
1 comments

Comandante



Bugün senin taşıdığın 10 numarayı giyenin neler yaptığını gördükçe insan seni daha çok özlüyor be Comandante. Sen ki dünyadaki sayılı oyunculardan biriydin, babanın-annenin cenazesinden hemen sonra izinli olmana rağmen maça çıkıp oynadın. Bu üstteki alışkanlığında, marşında elini kalbine koyman o zamanlardan kaldı zaten. Babanın cenazesinden sonra çıktığın ilk maçta marş okunurken elini kalbine götürdün babanın olduğu yeri göstermek için ve o el sen futbolu bırakana kadar her maç hep orda kaldı, bizim beynimize kazındı. Şu kesin sen elini koyduğun yerde olacaksın her zaman. Nasıl ki Metin Oktay ne kadarda görmesekte her zaman orda olacaksa sen de daima orda olacaksın Giga...

Sen çok büyük bir adamdın be Hagi, çok özlettin kendini çok... Geri gelsen keşke, sevinsen çocuklar gibi, sevindirsen bizi çocuklar gibi, bağırsak stadda avazımız çıktığı kadar "I love you Hagi" diye... Çok şey istiyorum bazen biliyorum.

11 comments

Real Madrid'in 4. transferi Karim Benzema



Önce Kaka, sonra Ronaldo en son da Albiol derken bugün 4. transferini yaptı Real Madrid. Lyon başkanının satmayacağım açıklamaları 35 milyon € bonservis bedelini görene kadarmış. Galiba sırada Ribery var...
4 comments

Formalarda değişik renkler seçmek

Yeni adet çıktı bu formalarda her sene değişik bir renk seçmek. Pazarlama stratejisi bir nevi, değişik forma yapıp taraftara aldırmak.

Barcelona pembe forma yaptı mesela bu sene bildiğin.. Değişik mi? Bence değişik... Güzel mi? Bence güzel... Ama bana bir forma seç deseler bu seneki parçalılarını seçerim herhalde, pembeyi değil ama belli olmaz hoşuma gitti bu da...



Galatasaray geçen sene turuncu forma yapıp büyük bir satış yapmıştı. Turuncu forma ilk başlarda yadırgansa da sonradan alışıldı çok sevildi. Sarıyla-kırmızının karışımı olduğundan bize fazla uzakta değildi hani. Peki bu seneki değişik rengimiz nedir? Mor.. Lila filan değil bildiğin mor. Aşağıdaki Fiorentina formasının morundan olucak büyük ihtimalle yeni formamız. Diğer 2 forma parçalı ve beyaz olucak artık klasik hale geldiği şekilde ki ben bu klasik şekli çok seviyorum. Mor forma mı? Görmeden birşey söyleyemiyorum ama tek soru var kafamda mor ne alaka? Alır mıyım? %90 alırım zaten, her sene çıkan tüm formaları alma gibi bir saplantı oluştu bende, koleksiyon yapıyor gibiyim.



Karşı yakadaki ezeli rakibimizde Fenerbahçe patlattı Türkiye'de bu değişik renk olayını ( İlk deneyen Galatasaraydı.. 03-04 sezonunda kullandığımız gök mavisi-turkuaz forma var ama bir sezonluktu ve tutmadı) 2 sezon önce turkuaz formayla güzel bir ivme yakaladılar ama geçen seneki fosforlu sarı pek tutmadı galiba.. Bu sene yeni renkleri ne olacak merak ediyorum.. Ama dikkatimi çeken 2 formanında mavi veya sarının belli bir tonu olması. En azından tercihler daha anlamlı gibi, bizim bu seneki mor gibi değil.. Gerçi klübün orjinal renklerinin dışına çıktıktan sonra anlamlı olsa ne olur olmasa ne olur önemli olan değişiklik ve bu değişikliğin tutması...

1 comments