Olmadan dalinda curuyenler burda toplaniyor

futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2009

Yine Yeni Yeniden



Futbolcular değişiyor, teknik Direktörler Değişiyor, başkanlar değişiyor ama Galatasaray'ın Kadıköyde ki yenilgi serisi değişmiyor. 10 yıldır Kadıköy'de maç kazanamayan Galatasaray bu seferde evine boynu bükük döndü.

Fenerbahçe maç boyunca iyi koşup mücadele etti. Fb forvetleri son vuruşlarda biraz daha becerikli olsalar fark daha da açılabilirdi. Santrafor oynayan Kazım'ı beğendim. İlerde iyi top indirdi ve çok pozitif oynadı.Gs'nin geri ikilisini çok zorladı. Ortada Emre ve Cristian çok agresifti ve iyi alan kapattılar. Gökhan Gönül son maçlardaki formsuzluğundan sıyrılmış gibiydi. Artık Fenerde işi yok artık gitsin denilen Roberto Carlos ise savunma ve hücumda iyidi. Fener'in birçok atağında hücuma destek verirken, geride Keita'yı ise tecrübesiyle iyi durdurdu. Ve kaptan Alex De Souza yaptıklarıyla maçın kaderini etkiledi.

Galatasaray ise gerçekten kötü oynadı. Sahaya çıkarken yenilgiyi kabul etmiş gibilerdi. Son dakikada Aydın'ın köşeden vurduğu şut dışında Gs'nin başka gol pozisyonu yoktu. Hoş Baros'un erkenden sakatlanması GS için büyük şanssızlık oldu. Baros, Bilica gibi yavaş bir defans oyuncusunu çok fazla zorlayabilirdi. GS'nin orta sahası çok etkisizdi. Elano'nun sahada herhangibir olumlu hareketini göremedim. Eğer Dunga bu maçı seyretseydi Elanoyu mu yoksa başkasını mı milli takıma çağırırdı? Bilemiyorum.

Hakem Bünyamin Gezer iyi değildi bence. Penaltı pozisyonunda Leo Franco kırmızı kart görmeliydi. İkili mücadelelerdeki kararlarında fazlaca hata yaptık. Keita'nın kırmızı kartıyla ilgili konuşulacak birşey yok zaten. Ama maçı tv'de tekrar seyrederken birşeye dikkat ettim. Keita'nın su şişesi geldi diye yattığı pozisyonda Tvden gördüğüm kadarıyla Keita'nın yüzüne gelen birşey yok. Keita'nın 1-2 metre yanına su şişesi düştükten sonra kendini yere atıp şovunu yapıyor.

Olayların adamı Arda maç öncesi Cristian ile kavga ederek bu maçı da boş geçmemiş oldu. Arda maç boyunca çok kötü oynadı. Ama esas Arda futboldan çok uzaklaşmış. Sahada çok isteksizdi. Dünya sikime minare götüme der gibi saha dolaştı ve maçı hakemlere el kol hareketi yaparak geçirdi. İlk yarıda Gökhanla orta sahada girdiği bir pozisyon vardı hakem bu pozisyonda devam ettirdi ama Arda beş dakika boyunca 4. hakeme itiraz etti. Herif maçı bıraktı el kol hareketleriyle hakeme itiraz etti de etti. Gördüğüm kadarıyla kaptanlık Arda'ya ağır gelmiş.

Son olarak Guiza ise kendisinin geliştirdiği derbilerde boş kaleye gol kaçırma rituelini bozmadı. Ulan be okçu daha ne diyeyim ki ben sana
2 comments

29 Eylül 2009

Devler Ligi



Acun yeni bir program hazırlamış. Sergen Yalçın, Pascal Nouma, Elvir Boliç, Tanju Çolak, Hakan Ünsal ve Pierre Van Hooijdonk'un kaptanlığı yaptığı takımlar 13 hafta boyunca mücadele edip 1 milyon TL'lik büyük ödülü almak için mücadele edecekler. Maçları Rıdvan yorumlayacak, Erman da hakem olacakmış.



Sergen Yalçın'ın takımı
Gökhan Keskin
Recep Çetin
Ömer Gülen
Kaan Dobra
Sait Cemre Özbalkan
Hakan Yurtvermez
Erkan Avseren
Çetin Kahraman

Pascal Nouma'nın takımı
Zafer Öğer
Rahim Zafer
Fikret Demirer
Zeki Önatlı
Bayram Bektaş
Tayfur Havutçu
Yusuf Tokaç
Metin Uzun

Tanju Çolak'ın takımı
Hayrettin Demirbaş
Ergün Penbe
Osman Akyol
Mert Korkmaz
Tayfun Hut
Soner Tolungüç
Hamza Hamzaoğlu
Taner Alpak

Hakan Ünsal'ın takımı
Ahmet Bulut
Bekir Gür
Ümit Davala
Vedat İnceefe
Ahmet Yıldırım
Uğur Tütüneker
Saffet Akyüz
Mehmet Gönülaçar

Pierre Van Hooijdonk'un takımı
Nurettin Yıldız
Taygun Erdem
Semih Yuvakuran, Hakan Tecimer
İlker Yağcıoğlu
Sercan Görgülü
Elvir Baliç
Şenol Ustaömer

Elvir Boliç'in takımı
Yaşar Duran
Saffet Akbaş
Cem Pamiroğlu
Saffet Sancaklı
Atilla Güneş
Kemalettin Şentürk
Zafer Tüzün
Tarık Daşgün
4 comments

27 Ağustos 2009

In the tabeleeaa


it is the football, that is the football.
0 comments

23 Haziran 2009

Avrupa'dan teklifler var

Bu sezon Avrupa'da kume dusen lejyonerlerimizden ismine kurban oldugum Ersen Martin iki gun once Ntvspor'a verdigi roportajda Ispanya'ya cok alistigini ve orda cok mutlu oldugunu soyluyordu. Transfer dedikodulari icin ise menajeriyle beraber Huelva'dan daha ustun bir takim arayisi icinde olduklarini belirtmis. Almanya'dan da cok ciddi teklifler aldigini ama ilk tercihini kendisine talebin fazla oldugu Ispanya'dan kullanacagini, buyuk bir ihtimallede Valladolid ya da Malaga'ya gidecegini eklemisti.
Bu aciklamalardan 2 gun sonra Ersen Gaziantepspor'a imza atti.
3 comments

17 Haziran 2009

Ozer Hurmaci / 2007 Tamsaha roportaji

Özer Hurmacı: Komple sporcu 01.06.2007

Ankaraspor'daki çıkışıyla kendisini Ümit Milli Takım'da buldu. Özer Hurmacı Almanya doğumlu bir Trabzonlu. Küçükken hokey, basketbol, voleybol, masa tenisi oynamış ama Lemi Çelik dayısı, Sadi Tekelioğlu da eniştesi olunca doğal olarak futbolda karar kılmış. En ilginç anısı, 1996'da Trabzonspor'u şampiyonluktan eden golü atıp gözyaşı dökmesine neden olan Aykut Kocaman'la 10 yıl sonra hoca-öğrenci ilişkisi yaşaması.

Bu sezon Ankaraspor'daki performansınla sivrildin ve Ümit Milli Takım formasını giymeye başladın. Bize Özer Hurmacı'yı anlatır mısın?

Almanya'da Essen Eyaletine bağlı Kassel'de 20 Kasım 1986'da doğdum. Ailem Trabzon'dan gelip Kassel'e yerleşmiş. Ben 9 aylıkken babamı kaybetmişiz, kalp krizinden. İki ağabeyimi ve beni annem büyüttü. Ona çok şey borçluyum. Çok zor bir şey başarmış. Ailem halen Almanya'da yaşamını sürdürüyor.

Futbola ilgin nasıl başladı?

Bu ilgi ailemden kaynaklanıyor. Trabzonsporlu Lemi Çelik dayım. Benim için dayıdan da ötedir insan olarak. Küçüklüğüm Trabzonspor'un maçlarını seyrederek geçti. Kendimi bildim bileli top peşinde koşuyorum. Daha ufacıkken ağabeylerim bana topla hareketler yaptırır, çalım attırırdı. 5-6 yaşındayken annem evimize en yakın kulübe yazdırdı beni. İlk idmanı çok iyi hatırlıyorum. Salondaydı ve diğer çocuklar benden 1-2 yaş büyüktü. İtalyan bir antrenör vardı. İlk molada yanıma gelip, 'Sen büyük takımlarda oynayacaksın' dedi. 3 yıl Hermania Kassel adlı kulüpte oynadım. Sonra Türkgücü Kassel'den beni istediler. Tamamen Türk futbolculardan kurulu Türkgücü Kassel, annemi ikna ederek beni aldı. Kassel'in üst ligde temsilcisi yoktu. Altyapıda yapılabilecek her türlü şeyi yaptık, ulaşılacak tüm başarılara ulaştık. Essen Eyelet karmasına Türkgücü'nden giden tek futbolcu oldum. Eyalet karmasında Almanya'nın büyük kulüplerin altyapılarından gelen futbolcular vardı çoğunlukla ve tek Türk bendim. Kulüp başkanımız o zamanın parasıyla 3 bin marka bir üst ligde oynayan KSV Baunatal takımına verdi. 4 sezon bu takımda top koşturdum. Her yıl şampiyonluk yaşadık, en üst kategorilere çıktık. Altyapı takımı olarak tüm Almanya'ya kendimizi tanıttık. Bu takımda 3 yıl kaptanlık yaptım.

Alman futbolunun içinde yetişmek sana neler kattı?

Oradaki mantalite ve hocamın öğrettikleri, yeteneğimi geliştirmekte çok etkili oldu. KSV Baunatal'daki hocam Wolfgaug Zieuteck'in katkısı çok büyüktü. Daha önce futbol benim için bir oyundu. Gol at, bacak arası yap gibi gösteri kısmıyla ilgileniyordum. Onunla tanıştıktan sonra ilk başlarda çok zorlandım. Zieuteck gençliğinde orta sahada oynayan, teknik bir oyuncuymuş. İlk 6 ay beni oynatmadı. İdmanlarda tüm takım serbest oynuyordu, bana "kontrol-pas" oynatıyordu. "Benimle ne alıp veremediği var?" diyordum içimden. Sonuç olarak ben de çalım atmayı bıraktım ve paslaşmaya başlayınca da onun 10 numarası, takım kaptanı oldum. 4 yıl birlikte çalıştık, bana çok güveniyordu. 84 doğumlularla birlikte oynatırdı beni. Futbolumda katkısı büyüktür.

Almanya ve Türkiye'deki altyapıları karşılaştırdığında nasıl bir sonuca varıyorsun?

12-13 yaşındayken 4-4-2 oynamasını öğrendim. Kaymaları, kademeleri hafızama yerleştirdim. Buraya PAF takıma geldiğimde 3-5-2'den 4-4-2'ye yeni geçiliyordu. O yönden biraz eksiğimiz var diyebilirim. Altyapıda en önemli gördüğüm sorun da eğitim. PAF'ta oynayan arkadaşların çoğu okula gitmiyor. Bu çok büyük bir eksik. Almanya'da "Önce okul, sonra futbol" diyorlar bize. Liseyi bitirdim, İngilizce ve Fransızca öğrendim. Zaten Almancayı biliyordum. Hocam diyordu ki, "Büyük takıma gideceksen okulda da iyi olmalısın." Burada "Ya futbol ya okul" gibi bir düşünce var gençlerin kafasında. Bu konuda çok acil önlem alınmalı. Oyuncu en azından liseyi bitirmeli ve üniversiteyi kazanıp kendisine güvenini sağlamalı. Buradaki PAF maçlarında çocuklar sanki ölüm-kalım mücadelesine çıkmış gibiydi. Topu ayağımda durdurmaya korkuyordum, arkadan gelip biri biçer diye. Keşke bu çocukların hayatta futboldan başka alternatifleri de olsa. "Futbol benim ekmeğim" deyip hırsla saldırıyorlar ve bu onların gelişimini de eğitimini de olumsuz etkiliyor.

Türkiye'ye gelişin nasıl oldu?

KSV Baunatal PAF takımdaydım ve 4. Lig'e çıkacaktım. Ama hedefim çok daha büyüktü. Hep amatörlerden teklifler geldi. Ben de Lemi dayımla ve buradakilerle konuştum. Buraya gelmek istediğimi, kendime güvendiğimi söyledim. Lemi dayım ve eniştem olan Sadi Tekelioğlu yardımcı oldu. Direkt Ankaraspor'a geldim. Samet Hoca vardı o zaman Ankaraspor'da. Küçüklüğümden beri hedefim Trabzonspor'du ama Ankaraspor oldu. İlk idmanda Yusuf ağabey (Yusuf Şimşek) çıktı karşıma. Sonra Brezilyalıları gördüm. Baktım ki burada iyi futbolcular var. İlk antrenmanda başarılı bir grafik çizdim. PAF takımla maçlara çıktım, ardından bir Fenerbahçe maçında oynadım. Ümit Ağabey (Ümit Karan) bizdeydi o zaman. Sonra yaz kampına katıldım ve ardından Intertoto maçlarında oynadım.

Keçiörengücü'ne gidişin nasıl oldu? Neler yaşadın 3. Lig'de?

"Kiralık gideceksin" dediklerinde depresyona girdim. Lig A takımına gideceğimi sandım ama 3. Lig'de Keçiörengücü'ne gönderildim. "Takımı 2. Lig'e çıkaracaksınız" denildi. Almanya'da arkadaşlara söylesem gülerlerdi, "Ne işin var, geri gel" derlerdi. Ama orada çok iyi iş çıkardık ve takımı şampiyon yaptık. Almanya'ya tatile gittiğimde kafamda "Seneye ne olacak?' sorusu vardı. Tekrar Keçiörengücü'ne gönderilmekten korkuyordum.

Tekrar Ankaraspor'a dönüşünü anlatır mısın?

Tatildeyken takımın başına Aykut Kocaman geldi. Hemen 1996'daki maçı hatırladım. Hasta bir Trabzonspor taraftarıydım ve Avni Aker'deki maçı Aykut Kocaman'dan yediğimiz golle 2-1 kaybedip şampiyonluktan olmuştuk. Çok kızmış, çok ağlamıştık. Aykut Hoca'nın takımın başına geldiğini öğrenince, ağabeyime 'Aykut Kocaman 10 yıl önce bizi ağlattı, şimdi güldürecek umarım' demiştim. Kampa çağrıldık ve Aykut Hoca ile ilk kez orada karşılaştım. Yeniden Keçiörengücü'ne gönderilirim korkusuyla kampa çok iyi hazırlanmıştım. İlk hazırlık maçında oyuna sonradan girdim. İkinci maçta ise oyundan alındım. "Eyvah gidiyorum" korkusuyla daha da hırslandım ve çok çalıştım. Aykut Hocam da "Çok yeteneklisin, ama daha hırslı oynamalısın, dediklerimi de yapmalısın" uyarısında bulundu. Sonraki dört hazırlık maçında da 90 dakikka oynadım. Herkes şaşırdı "Neden Özer oynuyor" diye. Ama herkese güven verdim, hocama da.

İlk maçın nasıldı?

İlk Galatasaray maçıyla çıktım sahaya. Kimse bunu beklemiyordu. Ağabeyim soruyor telefonda, 'Kadroya alındın mı?' diye. 'İlk onbirdeyim' deyince çok şaşırdı.

Peki, Ankaraspor'u nasıl değerlendiriyorsun futbol bakımından?

Ankaraspor deyince biraz hafife alıyorlar. Küme düşmez, üst sıralarda da yer almaz diye. Bunu değiştiriyoruz. Şu an bence Ankaraspor, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın oynadığı futbolu oynuyor. Defanstan çıkıp eze eze oyunu rakip sahaya yıkmak ve gol atmak. Bunu büyük takımlar oynuyor ve biz de bunu oynar hale geldik.

Kolay yenilmiyorsunuz ve en çok beraberlik alan takımsınız.

Bu stilimize iyi yönden de kötü yönden de bakılabilir. Yenemiyorsan, yenilmeyeceksin. İnsan yenilmemeye alıştığı zaman kazanmaya o kadar yakın oluyor ki. Sahaya "Yenilmeyeceğiz, burası kesin de, biz bu takımı yeneriz' diyerek çıkıyorsun. Hem iyi savunma yapıyoruz hem de atak futbol oynuyoruz. Zaten iki işi bir arada yapan oyuncu iyi oyuncudur. Ama Türkiye'de hâlâ 'Geri gelmesin, önde iş yapsın' anlayışı var.

En iyi orta sahanın sizde olduğunu söylemiştin.

Adem ve Volkan ağabeyler Avrupa'da oynayacak düzeyde. Adem ağabeyi Trabzonspor bize nasıl vermiş bilmiyorum ama çok da iyi olmuş.. Hürriyet Ağabey ve Anıl da çok yetenekli. Takımdaki rekabet de kaliteyi artırıyor.

Aykut Kocaman'ın gençlere yaklaşımı nasıl?

Aykut Hocam Türk futbolunu ilerletmeye çalışıyor. Öncelikle bize futbol oynatmayı öğretiyor. "Şu maçı alalım da haftaya bakarız" değil, futbolumuzu nasıl oturturuz, geliştiririz diye bir anlayışı var. Türk futboluna yeni futbolcular ve yeni bir takım kazandırıyor.

Kamp döneminde ondan korkuyordum. İdmanlarda ikili mücadelede falan tecrübeli ağabeylerden biri bağırsa çok alınırım. Duygusalım, keyfim kaçınca çok kötü oluyorum. Bir kaç idmanda bana değil ama diğer genç futbolculara bağırmalar oldu. Aykut Hocam hemen toplantı düzenledi ve 'Gençlerin kılına zarar gelsin istemem' dedi. İşte o an benim içime soğuk sular serpildi, rahatladım. Aykut Hoca beni kendime kazandırdı, yeteneklerime inanmamı sağladı.

Ankaraspor'da istediğin futbolu ortaya koyabildin mi?

Futbolumun yüzde 30'unu oturttum diyebilirim. Takım arkadaşlarıma ve hocama güven verebildiğim için çok mutluyum. Ama yapacak çok şeyim var daha. Sezonun ilk yarısı ile ikinci yarısı arasında çok fark var performansımda. İkinci yarıya süper başlamayı bekliyordum. Ancak Galatasaray maçını kaybetmemiz ve sonra 4 haftalık periyot iyi değildi. Saha şartları çok kötüydü. Bu beni güvensizliğe itti. Saha şartları kötü olunca benim motivasyonum bozuluyor. Sahada istediklerimi yapamayınca topla kendimi kuvvetsiz hissediyorum. Kuvvetsiz insan ne yapar, agresif olur. Rize maçında yedek kaldım. Moralim bozulmadı değil ama daha da hırslandım ve maça girip bir de gol atınca güvenim dörde katlandı. Sonraki maçlarda da performansım yükseldi ve Gaziantep maçında da gol attım.

Agresiflik deyince, 6 sarı kart gördün bu sezon, fazla değil mi?

Evet, biraz tecrübesizlik aslında. Adam beni geçtikten sonra, bile bile sarı kart gördüm. Benim yüzümden gol yemeyelim diye. Kendine güvenin eksilince böyle oluyor. Çaylaklıktı açıkçası. Tecrübeyle aşılacak bir şey.

Oyun biçimini anlatır mısın biraz?

Küçükken örnek aldığım futbolcular Davids ve Zidane'dı. Davids gibi hırslı ve defansta güçlü, Zidane gibi ön tarafta etkili olmak istiyordum. Hatta Zidane'a öyle kilitlenmiştim ki, idmanda onun gibi oynamaya çalışıyordum. Almanya'daki hocam ikinci idmanda beni uyardı, 'O Zidane, onun gibi olmaya çalışma, kendin gibi ol' diye. Ama örnek aldığım futbolcular onlardı. Kendi futbolumu onlara örnek alarak anlatmak isterim. Defansif yönde takımı rahatlatıp, ofansif yönde de katkı sağlamak istiyorum.

Şu an beğendiğin futbolcu kim?

Kaka. En çok beğendiğim tarafı yeteneklerini şov için değil, takımı için kullanması.

Ligde en çok etkilendiğin maç hangisi oldu?

Fenerbahçe maçı beni çok etkiledi. Bu sezon cezalar yüzünden pek çok maçı seyircisiz oynadık. Fenerbahçe'nin stadındaki maç atmosferi müthiş geldi. Avrupa'da oynanan maçlar gibi bir hava veriyor. Tribünler dolu, saha güzel. Benim için özeldi.

Turkcell Süper Lig'de oynanan futbolu nasıl değerlendiriyorsun?

Ligde kalite çok yükseldi. Rahatlıkla 8 tane iyi oynayan takım sayılabilir. Kayserispor mesela rahatlıkla izlenir. Antalyaspor'u da hiç sıkılmadan izlerim. Halkımız hep dört büyük olsun, devamı arkadan gelir diye bakıyor. Bu anlayış değişiyor ve değişecek. Sonuncu durumdaki takım kadrosunda yıldız futbolcular olmadan, taktik disiplinden kopmadan zirvedeki takımdan puan alabiliyor, Bunun en iyi örneğini Yunanistan Avrupa Şampiyonası'nda gösterdi. Takım oyunuyla şampiyonluğa ulaştı.

İki kere U-20'de, 6 defa da Ümit Milli Takım'da oynadın.

20 yaşaltına iki kere Keçiörengücü'nden gittim. 3. Lig'den gitmek gurur vericiydi. Ümit Milli Takım'da Danimarka maçına ilk 11'de çıktım ve devamı geldi. Sonraki maçlarda da iyi oynadığımı düşünüyorum. Eskiden gazetelerde "Ümitler Azerbaycan'la berabere kaldı" gibi haberler okurdum. Bana dokunuyordu, bu takımlara karşı nasıl böyle sonuçlar alırız diye. O yüzden milli maça büyük bir ciddiyetle çıkıyorum.

A Milli Takım'da ne zaman göreceğiz seni?

Kendime güveniyorum, oynarım diyorum. Ama her şeyin bir zamanı var. Basamakları teker teker çıkmak lazım. Bir gün A Milli Takım'da olacağım. Zamana bırakıyorum.

Futboldaki hedeflerin neler?

Geçen sezon Keçiörengücü'nü şampiyon yapıp Ankaraspor'a dönmek, banko futbolcu olmaktı hedefim ve gerçekleşti. Şimdi de hedefim UEFA Kupası ya da Şampiyonlar Ligi'ne Ankaraspor'la katılmak. Ardından Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası'nda Milli Takım'ın değişmez futbolcusu olmak. Bir diğer hedefim de Avrupa liglerinde oynamak. İngiltere veya İspanya Ligi'nde oynamak istiyorum.

Türkiye'de oynamak istediğin kulüp var mı?

Türkiye'de genelde futbolcuların üç büyüklere gitme sevdası var. Benim İstanbul aşkım yok. Ama sonuç olarak profesyonel futbolcuyum ve kendimi nerede daha rahat geliştirme olanağı bulursam oraya gitmek isterim.

Trabzonspor senin için hâlâ özel sanırım?

Trabzonspor aşkı küçüklüğümden beri var. Orada oynayıp şampiyonluk yaşamak istiyorum. Almanya'da kahvelere gidip tüm maçlarını seyrederdik. Lemi dayımı izlerdik. Trabzonspor yenilince, 'Görürsünüz, oraya gidip şampiyon yapacağım' diye ağlayarak çıkardım. Tatillerde Akçaabat'a geldiğimizde, en çok sevdiğimiz şey Trabzonspor'un tesislerine gidip oynamaktı. En güzeli de o zamanlar Trabzonspor'da oynayan futbolcuların çoğuyla tanıştım. Ünal Hoca Ümit Milli Takım'da hocam, Tolunay Hoca yine Genç Milli Takımlarda. Onlarla birlikte çalışmak onur veriyor.

Almanya'dan sonra Ankara'ya yerleştin. Alışabildin mi?

Almanya'dan Ankara'ya, Keçiören'e yerleştim. Tabii zorlandım ilk başlarda. Ama zamanla alıştım. Almanya'daki arkadaşlarımı özlüyorum. Ailem gidip geliyor zaten sık sık.

Futbol dışında ilgilendiğin sporlar var mı?

Küçükken hokey, basketbol, voleybol, masa tenisi gibi birçok sporla uğraştım. Çoğunun okul takımındaydım. Eğer futbolda yetenekliysen diğer sporlarda da başarılı olursun. Akıl ve uygulama hepsine ortak yansıyor. Bir futbolcu farklı dallarla da ilgilenmeli.

0 comments

16 Haziran 2009

Yigido



Buyuk ihtimal olasi bir sampiyonluk icin cekilmis ama hedefini sasirmasina ragmen yine de anlamini ve guzelligini koruyan bir belgesel olmus. Ben Ntv Spor'da tekrarina denk geldim, izlemeyenleri de denkmi'de denk getirmek istedim. denkim, denksin, denk..
0 comments

1 Haziran 2009

Bir zamanlar

0 comments

Kendi düşen ağlamaz


Marco ve Tuncay, iki futbolcu, hedefleri büyük, oynadıkları klup o hedefler için küçüktü. Fenerbahçe'ye birer sene arayla geldiler, duramadılar, yine birer sene arayla gittiler. Biri İngiltere'ye dediler sonra öbürü de İspanya'ya. Kimimiz üzüldü, kimimiz kızdı. Suçlu hem yönetim, hem menajerler hemde futbolculardı. Ortada tek günahsız vardı, taraftar, kader bu ya onların da ahı tuttu. Bu sezon Tuncay'dan sonra Aurelio'da küme düştü. Sizin için bundan sonraki durak neresi bilinmez ama kesin birşey varki o da Avrupa'da pirince giderken, Türkiye'deki bulgurdan oldunuz beyler. İşte bu da kulağınıza küpe olsun, almayın Fenerbahçe'nin ahını, çıkar aheste aheste.
4 comments

28 Mayıs 2009

Hail to the King


Herşeyden önce belirtmek istiyorum ki mac öncesindeki gösteri koreografiden tut kostümlere kadar iddialı bir şekilde kötüydü. Eşşek yüküyle paranın harcandığı böyle büyük çaplı bir organizasyonda bu kadar osuruk seremoni ortaya koymak herkese nasip olmaz. Allahtan Bocelli paşa sonlara doğru mevzuyu ucundan topladı da ucuz kurtuldular yoksa çok daha ağır yazardım, dilimden kurtulamazlardı valla.
Maçla ilgili notlarım olmadığı için kafamdan yazmaya başlıyorum; aslında kanepede uzanmış yatarken evimizde başlayan hdtv seferberliğinde salonumuzda kendine yer edinen phillips marka televizyonumuzun maçı yarrak gibi göstermesine o kadar dalmıştımki, ilk başta ekranda beliren United kadrosuna biraz tepkisiz kaldım. Dolayısıyla babam'ın o ulvi "bizim bi ara almaya niyetlenipte vazgeçtiğimiz kara cocuk (etoo) varya, osurtur bunları valla" yorumuna kadar olayın vahametini kavrayamadım. Bir şampiyonlar ligi finaline Sir Ferguson'un bu kadar osuruk takım cıkaracagını soyleseler hayatta inanmazdım. Ne olursa olsun o osuruk takımında bu kadar kotu oynayacagına gozumle gordugum halde hala inanmak istemiyorum. Bir takım dusunun Sampıyonlar ligi finaline sagbekte O'shea, orta sahada artık miadını doldurmus Giggs, tırı vırı Anderson'la cıkssın, ileri uclusu de ayrı telden calıp sagda Park ji, solda Rooney ortada Ronaldo olsun.

Açıkçası o takımla Barcelona karsısında bu işler olmazdı nitekim olmadı da. Yıllar yılı Fenerbahce maclarını seyrederken, her teknik direktore kızışlarım sonunda, artık oyle bır nokta gelirki abi adam napsın cıkıp sahaya kendi mi oynasın dusuncesı kafamda belirir, teknik direktörlere haksızlık yaptığımı hisseder sucluluk duyarım. Bu adamların benden sizden daha çok futbolu bildiklerini, belkide olayların bizim gördüğümüzden daha farklı cereyan ettiğini varsayarım. Ama gelgelelim bugünki final gibi bazı maçlar vardırki bir teknik direktor maca nasıl etkı eder insana bir kez daha hatırlatır. Yetmez, futbol ve teknik direktörlük bilgisinden şüphe edilemeyecek biri nasıl gözgöre göre kendi takımını siker atar açık bir şekilde gözümüze sokar.
Bu geceki iki teknik direktöre baktığımızda Ilker Yasin'in de sık sık belirttiği gibi Guardiola daha tıfıl tıfıl dolasırken Ferguson Kupa Galipleri Kupasında Aberdeen'le final oynuyordu. Ama aradaki bu muazzam tecrube farkına karşın bugun rakibini daha iyi analiz eden ve takım işleyini ona göre adapte eden taraf şüphesiz Guardiola'ydı. Barcelona teknik direktörü Alves'in yoklugunda Puyol'u beke, Toure'yi Pique'nin yanına stopere cekmis, Abidal'in yerinede artık sacları agarmıs Slyvinhoyu monte etmisti. Kağıt üstünde dezavantaj sayılabılecek bu eksiklikler ve pozisyon kaymaları, Ferguson Rooney'i Puyol'un kucagına, Ronaldo'yuda Pique'yle Toure'nin kurtlar masasına atınca, sahada hıc farkedılmedı diyebiliriz. Acıkcası Rooney yerine Ronaldo'yu ortada oynatması anlaşılması çok güç bir tercih. Bu terchini altında yatan nedenler nedir bilmek zor; Barcelona defansı Ronaldo'nun isminden tırsıp hata yapar diye mi düşündü, Ronaldo olayı kişiselleştirip takımı mı taşısınmı istedi yada bilmediğimiz başka birşeyler mi var bir türlü çözemedim. Tabi ileri hatta park jı sung'ada ayrı bir parantez açmak lazım. Eywallah iyi niyetli, calışkan bir oyuncu hani hep general olmaz birazda asker lazım dedikleri turden ama gelgelelim sag acıga asker gitmiyo be Fergie abi, takıma el freni oldu bu cocuk sag kanatta. Bu arada Tevez'in bu takımda gordugu Genc Semıh muameleside çok ilginc gerçekten, sezon bitti hala bu kan uyuşmazlığının sırrı çözülemedi.

Tabi United'da ileri uclu beterken ortasaha hepten skandaldı. Rakibin orta sahasında Xavi ve İniesta varken karşısına Anderson ve 35'lik Giggs'i çıkarırsan elalem adam götüyle güler be arkadaş, ben daha ne deyim bilemiyorumki? Ne dusundun, ne planladın anlamak mumkun değil. Takımdaki tek gercek orta saha oyuncusu Carrick ilk yarı cok iyi oynayıp, cokta iyi uzun toplar atmasına ragmen ikinci yarı o da oyundan düşünce maçın göbeğinin kesildiği ortasaha hepten Barcelona'ya kaldı. Cıktları dakikaya kadar ne Anderson ne Giggs gercek anlamıyla hiç bir şey yapmadılar. Onların yerine Manchester gobekte Park Ji Sung ve Scholes, solda Tevez, sagda Ronaldo'yla baslasa iddia ediyorum bu mac cok farklı olurdu. Gerci iddia ediyorum ama sezilen o ki ne Manchester'lı futbolcular ne Ferguson mental olarak bu fınale hazır degildi. Yoksa butun sezon formda olan Vidic, Ferdinand ikilisinin sarsaklıgı ve bu kadar tecrubeli hocanın zaten olmayan orta sahadan adam cıkarıp forvet alması baska turlu acıklanamaz. Özellikle Vidic'in ilk golde Etoo'dan yedigi calım ve Ferdi'nin 136 Sina tarzı kafaları bu seviyede olmaması gerekenlerdendi.

Barcada ise Guardiola klasik duzenin dısında Etoo'yu sagda, Messi'yi ileri uclunun ortasında oynattı. Maç içinde Messi sık sık orta sahaya gelerek top alıp, direk dribblinglerle defansı yarmaya calıstı. Boylece Guardiola hem Manchester'ın daha atak olan sol kanadını Etoo'yu oraya musallat ederek bitirdi, hemde Ronaldo'nun dustugu sandvıc pozısyonundan Messi'yi kurtarmıs oldu. Zaten atakların geneli ve atılan ıkı golde bu kanattan geldi. Orta sahada hem Iniesta hem Xavi yine ders verir gibi bir futbol oynadılar. Onların arkasındaki Busquet etkisiz ve silik bir maç çıkarmasına rağmen mac boyunca bir kere hücumda fazladan adam olarak geldi, onda da golü yarattı. Eksik görümüne rağmen defansta takıma bütüne ayak uydurdu. Özellikle Slyvinho'dan şüphem vardı sonlara doğru oyundan biraz düşsede iyi bir oyun ortaya koyması takdire şayandı. Genel olarak baktığımızda Puyol'un son dakkalardaki kendini yerden yere atmalarını saymazsak bu gece Barcelona Manu'dan teknik, taktik, etik her anlamda üstün oldugunu kabul ettirdi diyebiliriz. Bu sezon onların yılıydı ve herkese futbolun güzel bir oyun olduğunu tekrar hatırlattıkları içinde bu kupa dahil olmak üzere aldıkları bütün övgüleri hakkettiler.

Buarada birde bu maçı Ronaldo vs Messi olayına dökmeye çalışanlar vardıki, herhalde büyük hayal kırıklığına uğramışlardır. Görüldüğü üzere bu iki oyuncununda bireysel performansları üstün yeteneklerine rağmen takım performansından ve hocalrının kendilerine verdikleri görevden aşırı derecede etkileniyor. Bu maça baktığımızda Messi daha iyidir diyebiliriz ama kanımca kimsede çıkıp Messi Ronaldo'dan şunu fazla yaptı diyemez. Dolayısıyla bu konuda gönül rahatlığıyla diyebilirimki Kazım Kazım dünyanın en iyi futbolcusudur.
Sonuç olarak Guardiola yasıtları hala futbol oynarken profesyonel teknik direktorlük kariyerinin ilk senesinde hem ispanya lig hem kral kupasını kaldırdıgı yetmiyormuş gibi bide üstüne şampiyonlar ligi kupası kaldırdıki pes doğrusu. Fm'de oynasan yıne zor bırader, sen bu işi gerçek hayatta nasıl yaptın ben anlamadım. Artık ilerde bayıp ikinci ligten takım alıp sampiyonluga kassa, bu dakkadan sonra ben saşırmam. Taşşağı bir yana bırakırsak sıkıntılı bir dönemde devraldığı takıma kötü bir başlangıca rağmen getirdiği disiplin ve istikrarla, girdiği her yarışmada kupa kaldırttıgı için içten bir tebriki hakketti Guardiola.

Ferguson efendi için ise artık sapkayı onune koyup dusunme zamanı gelmiştir, Manchester'ın geldiği nokta artık tartısılması gerek bır noktadır. Eywallah sampiyon oldun, avrupa'da final oynadın saygımız buyuk ama bu takımında bu kadar vasıfsız oyuncuyla dolup tasmasına bır dur demek lazım. Eskiden bir Irwın varsa sımdı bın tane var, ben el kadar cocuktum aynı adamlar oynuyordu, essek kadar olduk hala adamlar oynuyor, nereye kadar? Taktiği bireysel yeteneğin önünde tutmak senin seçimin, keza durup durup yeni şeyler deneyip takımın dengesini bozmakta ama koskoca Manchester boyle aciz top oynayamaz, oynamamalı. Yıllardır oyuncak ettin takımı, basarı var die sesini kimse cıkarmıyo sanma iste ben burdan haykırıyorum, ey Fergie titre ve kendine gel yada bırak oraları Fener'e gel.

0 comments

14 Mayıs 2009

El Nino



Adam atiyor
0 comments

13 Mayıs 2009

Olmuyor


Olmayinca olmuyor demekki, baska ne denir bilmiyorum bu duruma. 2 hafta onceki mactan bu maca ne degisti onu da bilmiyorm ama macin hakki Besiktas'indi o kesin. Fenerbahce camiasina boyle bi sezona boyle bi final yakisirdi, ondan isabet oldu bu sonuc. Maca gelirsek Fener kendini cikardigi ilk 11'den belli ediyor ztn, karman corman bi takim, bekte Ali Bilgin, stoperde Gokhan Gonul oynuyor daha ne denir ki? Oyuncularin cogu unumu eledim, bide elegi assam super olcak modunda cikmis sahaya. Niye Babacan o da belli degil, sanki hersey tam, bi genc kaleci kazanmadigimiz kalmis. Bu arada Ugur'un cikip yerine Semih'in girmeside 50 best mac donduren oyuncu degisikligi arasina rahat girer. Dede'nin yerinde mudahelesiyle ztn kor topal oynayan takim hepten abandone oldu, kurt hoca yine kurtlugunu gosterdi kisacasi. Skor 2-1'ken orta sahanin Selcuk, Deniz'e donmesi de cok etkili oldu, hem trajik hem komik mac 4-2 bitti. Ki Deniz'ide adam 40 yilin basi form tutmusken kizaga cekip, gecen macta kalayi bastiktan sonra sen ne umdun ne buldun bu adamdan anlamak mumkun degil. Okcu'nun Besiktas aski ise bambaska bi hikaye..


Obur tarafta Besiktas daha istekli, daha arzuluydu. Karakartallar genel olarak iyiydi ama Yusuf, Ernst ve Holosko goze batan isimlerdi. Buarada Ersnt'e gercekten helal olsun, herif oynadigi her mac tek basina topluyor orta sahayi, yanindaki keraneci Cisse bile feyz alarak biraz biraz top yapmaya basladi. Denizli ekstra bisey yapmasada en azinda isini dogru yapti. Sari karti olan Toraman'i cikarip Ibrahim'i almasi yerindeydi, ama Deli Ibo bi turlu yerinde durmadi, gol atmaya fln calisti. Baska baska Bobo'nun fuzesi disinda gollerin hepsi birbirinden osuruktu. Boyle defans kurgulari olmaz olsun gercekten, gotunden sut cikar gol, yuruye yuruye kaleye gir gol, aksir gol, tiksir gol birader. Penaltida buyuk yalandi ama dakka 90, skor 4-1, hala hakeme itiraz eden Besiktaslilar ondanda yalandi.


Velhasili kelam, Besiktas bir kupayi almis, digerinide gozune kestirmis durumda yoluna devam ediyor. Fener ise artik bu macla resmen kepenkleri indirdi. Bu sezonki sefillikte emegi gecen herkese sahsen tesekkur eder, gozlerinden operim.

1 comments

12 Mayıs 2009

Şimdi Nolcak Tuncay???


Dün ligte kendisinden bir alt sırada ki Newcastle'a 3-1 yenilen M.Boro sezonun bitimine iki hafta kala kümede kalma şansını çok zora soktu. Peki M.Boro'nun küme düşmesi durumda Tuncay ne yapacak? Tuncayın gelecek sezonda M.Boro'da kalıp Championship oynaması zor gözüküyor. Muhtemelen Tuncay yeni bir takıma transfer olacak. Peki hangi takım Tuncayı alacak? Benim için Chelsea'nin veya başka bir marka takımın Tuncayı alması, basının çıkardığı degman transfer haberi olmaktan ileri gidemez. Tuncay'ın Türkiyede Fenerbahçe veya başka bir takıma geri döneceğini sanmıyorum. Yiğitliğe bok sürdürmeyip, Avrupada yapamadı Türkiyeye döndü denmesini istemeyecektik. Benim tahminlerime göre Tuncay M.Boro tanında fazla hedefi olmayan ligin asansör takımlarından başka birine gidecektir. Çünkü son iki sezonda Tuncayın kendisini M.Boro'da yeteri kadar gösterdiğini inanmıyorum (Aslında gösterecek fazla birşeyi olmadığınada inanıyorum ama neyse). Tuncay, Fenerden transfer olurken ilk hatasını yaptı ve M.Boro gibi fazla amacı ve vizyonu olmayan bir kulübe gitti. Oysa Nihat Real Sociedad'taki başarısını ve ordan Villereal'e transfer olma hikayesini çok iyi hatırlıyoruz. Benim bundan sonraki tahminlerime göre Tuncay 2-3 sene daha avrupa'nın sıradan takımlarıda top koşturup yaşı 30 olduğundan ondan artık bi sik olmayacağını kendisi de fark edecek ve Türkiye dönüp en çok para veren kulübe gideceği düşünüyorum.


Not: Bu sezon Tuncay taşaklı bir takıma transfer olursa da büyük göt olurum.
5 comments

50 Best European Players 1954-2004

Uefa oylamayla seçmiş.

1- zinedine zidane 
2- 
franz beckenbauer 
3- 
johann cruyff
4- 
marco van basten
5- 
dino zoff 
6- 
alfredo di stefano 
7- 
eusebio 
8- 
lev yashin 
9- 
michel platini
10- 
paolo maldini
11- 
ferenc puskas 
12- 
paolo rossi 
13- 
ruud gullit
14- 
bobby charlton 
15- 
lothar matthaeus 
16- 
karl heinz rummenigge 
17- 
franco baresi 
18- 
gerhard müller 
19- 
george best 
20- 
kevin keegan 
21- 
frank rijkaard 
22- 
david beckham 
23- 
bobby moore 
24- 
roberto baggio 
25- 
michael laudrup 
26- 
ronald koeman 
27- 
peter schmeichel 
28- 
gheorghe hagi 
29- 
sepp maier 
30- 
oliver kahn 
31- 
luis figo 
32- 
raul gonzalez 
33- 
berti vogts 
34- 
johan neeskens 
35- 
gianni rivera 
36- 
jose antonio camacho 
37- 
marco tardelli 
38- 
just fontaine 
39- 
peter shilton 
40- 
bernd schuster 
41- 
raymond kopa 
42- 
eric cantona 
43- 
stanley matthews 
44- 
ruud van nistelrooy 
45- 
valentin kozmich ivanov
46- 
gary lineker 
47- 
alessandro nesta 
48- 
jose santamaria 
49- 
alessandro del piero 
50- 
alessandro costacurta
7 comments

11 Mayıs 2009

İbrahim Akın Fenerbahçe'de!


İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un forveti İbrahim Akın, Fenerbahçe ile anlaştığını açıkladı.

Sabah gazetesinin haberine göre: "25 yaşındaki futbolcu, yaptığı açıklamada, "Fenerbahçeli yöneticilerle görüştüm. Aradaki ufak pürüzler dışında anlaşmaya vardık. Büyük ihtimalle seneye sarı-lacivertli formayı giyeceğim" açıklamasında bulundu.

2 Milyon Euro

Golcü futbolcunun menajeri Metin Öztürk de ile temas halinde olduklarını doğruladı. İbrahim Akın'ın kulübüyle sözleşmesinin devam ettiğini kaydeden Öztürk, "Fenerbahçe ile önümüzdeki pazartesi görüşeceğiz. Büyükşehir, bonservis bedelini 2 milyon euro olarak belirledi. Bu rakam üzerinden pazarlık yapılacak. Galatasaray'da devrede ancak önceliğimiz Fenerbahçe'de" diye konustu.

Kaynak: Milliyet.com.tr
1 comments